İlk Kürdistan gerillalarına milislik yapmış, iki evladını gerillaya uğurlamış, toplumda sözünü geçiren yiğit bir kadın Yadê Doğan. Sağlığı elverdiği sürece bütün etkinliklere katılan şehit annesi Yadê, görme yetisini kaybetti.

İki kızı ve çok sayıda yakınını Kürdistan özgürlük mücadelesinde kaybeden 80 yaşındaki Yadê Doğan görme yetisini kaybetti.

1984 yılında gerillalar için kuryelik ve milislik yapan Yadê Doğan, 26 yıldır Köln’de yaşıyor. Sağlığı elverdiği sürece bütün eylem ve etkinliklere katılım sağladı. Sağ gözünü kaybettikten sonraki süreçte bile Serekaniyê sürecinde yapılan bütün eylemlerde yer almıştı.

Eylemlerin müdavimi Yadê’nin oldukça çarpıcı bir hikayesi var.

Yadê’nin öyküsü

Yadê’nin öyküsü o doğmadan önce başlıyor. Mawa sıradağlarının yamaçlarında yaşayan ailesi, Haco Ayaklanmasına katılıyor. Askeri komutan olan babası aranır duruma düşüyor. Yakalanmamak için Rojava’ya geçiyor ve Qamişlo’nun Tenûrê kasabasına yerleşiyor. Bir abisi, bir ablası ve Yadê burada doğuyor. 1950 yılında aile tekrar Kuzey’e, Kercews’e bağlı  köyü olan Hermês’e dönüyor.

Ağanın kızı olan Yadê gençliğinde babasının gücünü arkasına almadan, kişiliği ve cesareti ile toplum içinde sivriliyor. Mala Segwan’ın üyesi olan Yadê, gençliğinde zor  durum yaşayan Dêrsalîb isimli Süryani köyünün uğradığı baskıya karşı çıkıyor.

Yörede seyit köyleri var. Bu köylerde yaşayan bazıları devlet yanlısı. Bunlar Kıbrıslı Makaryos’u bahane ederek Süryani köyü Dêrsalîb’in üzüm bağlarını bozuyor, çocuklarını ve çobanlarını dövüyorlar.

Yadê’nin dedesi, zamanında Dêrsalîb köyünden Süryani bir kıza aşık oluyor ve onunla evleniyor. Hem bu akrabalık bağı, hem de haksızlıklara karşı oldukları için Yadê’nin babası toplumda sözü geçen seyitleri ziyaret ediyor ve “Benim Süryanilerime karışmayın” diyor.

Bu görüşmeden sonra çobanlık yapan bir Süryani çocuğun kulağı kesilince Hermês ile Dêrsalîb köyü birleşiyor ve sekiz seyit köyüne karşı savaşıyorlar. Bu çatışmalarda seyitlerden üç kişi öldürülüyor. Yadê de çatışmalara katılıyor ve cesaretiyle öne çıkıyor. Sonra Yadê aranır duruma düşüyor ve dağda altı ay mahkum kalıyor. Dağda çatışmalar sürüyor ve Yadê yaralanıyor. Yaralanınca Rojava’ya geçiyor ve tedavi oluyor. Üç yıl orada yaşıyor ve ortalık sakinleşince rüşvetle tekrar Kuzey’e geliyor.

Bir seyitle evleniyor

Yadê geri geldikten sonra birgün bir kaçakçı köye geliyor. Bu kişi 70’li yılların Mêrdîn yöresindeki ünlü silah kaçakçısı Xelîlê Sidqî’dır. İlk görüşte Yadê’ye aşık oluyor. Kerboran’ın Gundikê Aliyo mezrasından olan bu kişi de seyittir ve kendisi çatışmasa da yakınları Yadê ve ailesiyle çatışmıştır.

Ancak o bu çatışmaları değil kalbini dinliyor. Yadê’ye kendisini kaçakçı olarak tanıtıyor. Gerçekten de o dönem kaçak getirdiği kumaşları köylerde satarak geçimini sağlıyor. Yadê sadece Rojava’da olan bir kumaşı getirmesini söylüyor. Aşık olduğu kıza kalbini açmadan önce bu kumaşı getirmek istiyor. Bu kumaşı bulmak için yedi defa sınıra vuruyor. En sonunda kumaşı buluyor ve Yadê’ye veriyor.

Xelîlê Sidqî, Yadê’nin kendisine aşık olmadığını anlayınca başka bir yönteme başvuruyor. Yadê’nin haberi olmadan onu abisi Selim Şemdin’den istiyor. Selim Şemdin kızkardeşine sormadan evlenmesine onay veriyor. Yadê istemese de “Ben ağa kızıyım. Söz ağızdan bir kere çıkar. Abimin lafını yere vuramam” diyor ve Xelîlê Sidqî ile evlenmeye razı oluyor. Zamanla beşi kız, biri oğlan altı çocukları oluyor ve Midyad’a yerleşiyorlar.

Seyitlerin, Hz. Hüseyin’in torunları olduklarına inanılır ve Şafiilik’te mertebe olarak saygın bir yerleri vardır. Bu yörede Bêcirman, Gundikê Aliyo, Bamuzirud, Serdêf, Şeta ve Gundikê Xacê gibi köylerde yaşıyorlar. Xelîlê Sidqî dini olarak bir görev üstlenmiyor ve silah kaçakçılığına devam ediyor. Sadece egzema hastalığı olanlar Yadê’nin çocuklarını Çarşamba günleri ziyaret ediyor. Aile bireylerinin enerjisinin hastalığa iyi geldiğine ve hastayı iyileştirdiğine inanılıyor.

Xelîlê Sidqî, 12 Eylül döneminde Hatay’da yakalanıyor ve silah kaçakçılığı suçlamasıyla Diyarbakır zindanında yatıyor. Çıktığında şunu söylüyor: “Onca işkenceye rağmen Sakine Cansız direndi. Biz erkekler kendimizden utanıyorduk.”

1984 yılında Yadê ile Xelîlê Sidqî ayrılıyor. Bütün çocuklar Yadê’nin yanında büyüyor. Xelîlê Sidqî, 2008 yılında vefat ediyor.

Kızı Kezban Doğan, annesinin mücadelesini anlattı.

Yadê ne zaman PKK ile tanışıyor?

12 Eylül öncesi de ailede PKK’li olanlar vardı ama o süreci ben bilmiyorum. 1984-85’ten itibaren fark ettim ki arkadaşlar bize gelip gidiyor. Erkekler normalde yatak toplamaz, yemek yapmaz. Gelen arkadaşlar yataklarını serer, yataklarını toplardı. Bize kahvaltı hazırlardı. Saçlarımızı tarar, bizi okula gönderirlerdi. Onlar şehir gerillasıydı ve Midyat’ı geçiş yeri olarak kullanıyorlardı.

Ailede milislik yapan oldu mu?

Annem ve şehit düşen Mizgîn ablam hem milis, hem kuryeydi. 1984-1989 arasında Midyad’da yurtseverler azınlıktaydı. O nedenle şikayetler de oluyordu. Ailede ben ve Azize ablam dışında herkes gözaltı yaşadı, zindanı gördü.

Hiç unutmam. Mizgîn ablam cezaevindeydi ve mahkeme süreci vardı. Kar yolları kapatmıştı. Arkadaşlar, “Acil bir not var. Falan köye gitmesi gerekiyor” dediler. Annem o notu götürecekti. O arada araba geldi. Abim, “Yollar açıldı. Mahkemeye gidebiliriz” dedi. Annem, “Yok” dedi. “Arkadaşlar pusula verdi. O pusulayı götürmem daha önemli.” Kızının mahkemesi yerine pusulayı götürmeyi tercih etti. Öyle bir kadındı.

Yadê’nin durumunu nasıl tarif edersin? Siyasi bir bilinç mi, duygusal bir bağlılık mı?

İkisi de var. Bizi PKK ile tanıştıran, bize PKK’yi sevdiren, bu yola girmemizi sağlayan o. Ailesinde çok şehit var. Kendisi zaten asi bir kadın, saygındı da. Karakterinden ötürü mü, kendisini ispatladığı için mi bilmiyorum. Aşirette annemin ve amcasının eşinin sözü geçerdi. Annem mesela evin küçük çocuğudur. İki ablası da vardı. Onlar da ağanın kızlarıdır, saygınlıkları vardı ama annemin sözü geçerdi. Annem erkeklerin divanında otururdu ve hepsi el pençe dururdu. Bunu çocuklarına da aşıladı. Mesela şehit düşen büyük ablam, Midyad’ta bütün büyük adamların gelip akıl danıştığı, çözüm aradığı bir kişiydi. Annem her zaman derdi zaten, “Kendi ayaklarınız üzerinde durmayı bilin. Kimseye dayanmadan. Kendi otoritenizi kurun.”

İki ablan şehit düştü. Her ikisini de annen kendi eliyle gerillaya göndermiş. O süreci anlatabilir misin?

Mizgîn ablam dört ay cezaevinde kaldı. Gördüğü işkenceden dolayı sol eli felç olmuştu. Bir böbreği durmuştu, öbür böbreği yaralıydı. Nöbet geçiriyordu. İstanbul’a tedaviye götürdük. Sol kolu açıldı ama böbrek öyle kaldı. Doktor, “Yaralı böbreğin iyileşmesini bekleyelim” dedi. İyileşme süreci için ilaçlar verilmişti.

Midyad’a döndük. Ablam arkadaşlarla görüşmeye gitmişti. Geldiğinde çok mutluydu. Meğer katılma kararı almış. Ama arkadaşlar da “Yadê’nin izni olmadan seni götürmeyiz” demişler. Hiç unutmuyorum, “Bu bana karşı haksızlık” demişti. Ama çok mutluydu. Annem de diğer anneler gibi, “Hastasın, iyileş öyle git” dedi. “Anne ben pisi pisine ölmek istemiyorum. İntikamımı almak istiyorum. Bu davaya can vermişim. Baş koymuşum” dedi. Bir haftada annemi ikna etti.

Annem alışverişini yaptı. Sırt çantası, çorabı, spor ayakkabısı, defter, kalemi… Hepsini aldı. Ablamın anneme bir vasiyeti vardı. Şöyle dedi: “Tek başıma şehit düşersem cenazemi getir. Mücadeleme sahip çık. Şehit düştüğüm zaman yas olmayacak. Kimse ağlamayacak. Aksine şeker dağıtılacak. Tililli çekilecek. Sen mücadeleme sahip çıktığın zaman bana sahip çıkmış oluyorsun.”

Ne zaman şehit düştüler?

Ablam Gülçin (Mizgîn Hêvî), Hezex’ın Serêgir köyünde 1993 Temmuz ayında şehit düştü. 1998 Mayısında da ablam Rahime (Agirî Jînê) Cûdî’de şehit düştü.

Almanya’ya ne zaman geldiniz?

1993 yılında Mizgîn ablam şehit düştükten sonra düşman 5 Eylül 1993 günü evimizi bastı; “10 gün içinde burayı terk edin” dedi. 14 Eylül’de Midyad’dan İstanbul’a gittik. Orada da baskı görünce 1994 yılı başında Almanya’ya geldik. Agirî burada katıldı ve gerillaya gitti. Biz de elimizden geldiği kadarıyla onların mücadelesini destekliyoruz.

Aileler çok bedel verdiler. Şehadet, hapis ve sürgün… Ailenizde seni etkileyen, anlatmadığımız bir olayı örnek verir misin?

Tenzire yengemi anlatmak istiyorum. 12 Eylül sürecinde kuzenim İbrahim Doğan Rojava’ya geçmişti. Beş çocuğu vardı. Eşi Tenzire çok çekti. Midyad’da komşumuzdu. Nerede bir gerilla cenazesi görseler gelip onu götürüyorlardı. “Eşin midir değil midir” diye. Cemselerle asker gelirdi. Yengem çocukları bize teslim ederdi. Gecenin kaçı da olsa… Gider, öbür sabah gelirdi. Cenaze görmekten artık delirmişti… O kadının çektiğini bence hiçbir kadın çekmedi. Düşünsenize, nerede bir cenaze olsa “eşin” diye götürüyorlar. O dönemde gerçekten ateşten gömlekti PKK’li olmak… İbrahim, İsmail ve Vahaç’ın kardeşidir. İsmail ve Vahaç şehittir, İbrahim yaşıyor. Tenzîre yengem vefat etti. Onlar da Almanya’da yaşıyordu.

Gözleri artık görmüyor

80 yaşındaki Yadê Doğan, şu sıralar görme yetisini kaybetti. Kızı Kezban Doğan, Yadê’nin sağlık durumunu şöyle açıkladı:

“Geçtiğimiz yıl akciğer yetmezliğinden dolayı hastanede tedavi gördü. Yadê’ye kortizon ilacı verdiler. Kortizon şekerini yükseltince, şekeri 500’e fırladı. O anda sağ gözünü kaybetti.”

Yadê’nin sol gözü de son bir yıldır %5 görüyordu. Daha iyi görmesi için iki hafta önce sol gözünden ameliyat oldu. Ancak, kızının aktardığı bilgiye göre ameliyat başarısız geçti ve sol gözü de tümden görmemeye başladı.

Kezban Doğan, “Annem Azize ablamda kalıyor. 6 Mart günü doktora gittiler. Doktor, ‘Gözünün dinlenmesi gerekiyor. Tekrar deneyeceğiz’ diyor” şeklinde konuştu.

Yadê Doğan, Hollanda’daki Kadın Vakfı tarafından geçtiğimiz yıl Emek Ödülü’ne layık görülmüştü.

26 yıldır Köln’de yaşayan Yadê Doğan, sağlığı elverdiği sürece bütün eylem ve etkinliklere katılım sağladı. Sağ gözünü kaybettikten sonraki süreçte bile Serekaniyê sürecinde yapılan bütün eylemlerde yer almıştı. Kezban Doğan evde oturmasının annesini zorladığını anlattı:

“Gözünün öyle olması onu zorluyor. Mesela geçen hafta Viyan Kadın Meclisi’nin kongresi vardı. Ama gidemedi. Yadê’nin evde oturması onun için bir işkence. Bu kadar aktif bir kadınken gözlerden dolayı oturması onu zorluyor.”


Kezban KOMAW yöneticisi

Kezban Doğan üç çocuk annesi. Bir yandan çocuklarını büyütüp, bir yandan onlar için çalışırken; bir yandan da toplumsal mücadelesini yürütüyor. İki dönemdir Köln Viyan Kadın Meclisi eşsözcülerinden biri olan Doğan, aynı zamanda KOMAW’ın da Avrupa yönetiminde yer alıyor. Açılımı, Komeleya Malbatên Şehîd û Wendahiyan (Şehit ve Kayıp Aileleri Derneği) olan KOMAW’ın merkezi Almanya’da bulunuyor ve Avrupa’nın hangi şehrinde Kürt Toplum Merkezi var ise orada örgütlü ve bütün meclislerde bir komisyona sahip.

Kezban Doğan, KOMAW’ın çalışmalarını şöyle özetliyor:

“Şehit anmalarını yapıyoruz. Şehit ailelerini ziyaret ediyor, şehit ilanları veriyoruz. Şehit ailesiyle dayanışmak, acılarını paylaşmak, aileleri bir arada tutabilmeyi hedefliyoruz. Mayıs şehitlerini genel meclisler ile birlikte, Ekim şehitlerini de kadın hareketiyle beraber anıyoruz. Ben kadın meclisinde de yer aldığım için yaşadığım bölgede bütün anmaların düzenlenmesinde yer alıyorum.”

KOMAW’ın merkezi Almanya’da bulunuyor.

Reklamlar