Seni hiç tanımadım. Yüzünü görmedim. Seninle bir dağ rüzgarına alnımı verip yürümedim. Ayağım takıldığında bir taşa, yanıbaşımda elimi tutacağının gönül rahatlığıyla yürümedim dağ yamaçlarının zifiri karanlığında. Seninle aynı kayanın sırtına sırtımı verip soluklanmadım.

Dağ çiçeklerinin kokusuyla aynı baharı solumadım seninle. Nergizlerin gelişini seninle birlikte karşılamadım. Seninle gelincik mevsimini özleyip, içime alıp bir ülkenin gül kızıllığını işlemedim zamana. Seninle kekik kokularıyla mest olduğum dağ başlarında özgürlüğün nöbetine durmadım.

Seninle tanıdık bir karış ülke toprağının baharla kendini yeniden doğuruşunu karşılamanın zamandaşlığını yaşamadım. Seninle aynı bulutun altında damlaları karşılamadım. Yüzümü bahar yağmurlarıyla yıkayıp gözyaşlarımı toprağa karıştırmadım. Aynı gök gürlemelerinin altında dağların kucağına sığınmadım seninle. Göklerle birlikte kükreyen dağ başlarının seyruseferine dalmadım. Eriyen kar sularıyla coşa gelen mevsim bahar nehirlerden geçerken, uzattığın eli tutmadım.

Aynı hedefe nişan almadım, aynı sese kulak kabartmadım. Silahımı silahına çatmadım.

Hiç kavga etmedim seninle. Aynı duyguda buluşup hüzünlenmedim.

Ve hiç gözlerim yaşarana kadar gülmedim seninle.

Gülümsemen bir sonsuzluk imgesi

Henüz yaşanmamış bir zamana bırakılmış gülmelerde, bir eski zaman efsanesinin hiç eskimeyen kahramanıydın. Promete’nin ciğerini yenileyişine özenmiş, kendi anlamını, canını, soluğunun duyumsanışını an be an yenileyendin. Hep bilmelerimizin bir kenarında, kendini tanıtmadan varoldun, büyüyüp durdun. Dedim ya, seni tanımadım.

Oysa sen, hepimizi tanıyorsun. Ve hepimizi tanıdığını bilmenin kıvancındasın. Öyle gülümsüyorsun. Öyle muzip, verdiğin sözü yerine getirmenin “nasıl da yaptım!” diyen iç güvenindesin. Sözünü duyurduğun yol arkadaşlarına “gördünüz mü” der gibisin. Rahatsın. Apocu bir kendin olmadasın, sözünü tutmuş olmanın özgür anındasın.

Gülümsüyorsun. Bir belirlenmiş anın mutluluğunda değilsin. Hüzün ertesi bir gülümsemeden de uzak gülümsüyorsun. Hüzün yanına uğramış mı, ipucu vermiyorsun.

Gülümsüyorsun. Gülümsemen bir sonsuzluk imgesiyle elinden tutuyor seni gören herkesin.

Sen öyle gülümsüyorsun ya, bizim içimiz eriyor damla damla. Nasıl ki buz dağları erirse güneşin karşısında, öyle eriyoruz. Kendi yüreğimizi damla damla eritiyoruz içimizin derinliklerine. Algımıza, anlayışımıza bir kızıllık katıyorsun.

Bir Halise ana direngenliğindesin

Şimdi tanımaya başlıyorum seni. Tüm yaşanmamışlıkları bir bir yaşıyorum. Ve mevsim bahar. Seninle bir baharı olgunlaştırıyorum. Gül goncaları açılıp saçılıyor şimdi. Yaşanmamışlıkları bir tamamlanış olarak senin renginle ekliyorum hayat ırmağıma. Seninle topluyorum tüm anlamları, zulmü ve kötülüğü çıkarıyorum, geriye yine sen ve senden örülü anlamlar kalıyor.

Seni tanıyorum. Bir oğulun ele avuca sığmazlığındasın. Bir yol ehlinin onuru kuşanışında, onuru kuşanan bir oğulu yetiştirmenin bilgeliğinde, onu yaratmanın tanrısallığında, bir ananın yüreğinin tam ortasındasın. Bir Halise ana direngenliğindesin. Kendi yüreğini Kürdistan yapmış bir ananın onurunda, direnişinde, direnişte gördüğü özgür an’a bedel oluşundasın. Tor top olmuşsun, ve bir ananın sarılmasından çok fazlasın. Halise ananın kollarından taşıyor ve bize ulaşıyorsun.

Nasıl sığarsın bir ananın kucağına

Bizim ülkemizde el bebek gül bebek büyümez çocuklar. Sen güllerin dikeniyle, direnişle büyüdün. Adın Agit. Nasıl sığabilirsin ki o daracık mekana? Nasıl sığarsın milyonların gözleri önünde acın, anlamın ve vesile olduğun tazelenmiş bir intikam ırmağı çağıldayıp dururken, ve baharla büyür, büyürken? Nasıl sığarsın tek bir bayrağın altına? Nasıl sığarsın bir ananın kucağına, bir tek ananın kollarının arasına?

Seni tanıyorum. Adın Agit. Ve sen, hepsinden taşıyorsun. Her ananın yüreğinden taşıyor, milyonların yüreğinde coşuyorsun. Baharın dizginlenemezliğindesin, köpük köpük akıyorsun. Bir ırmak akışısın şimdi. Milyonlarca damla olup taşınıyorsun bir ülkenin özgürlüğe susamışlığına.

Gülümsüyorsun. Gülümseyişine bir uyarı ekliyorsun, “İlla direniş” diyorsun.

Bir delikanlı bahar durdurulamazlığısın. Bir yaşam iddiası duruşun, öldükten sonra da ölmüyorsun, inatla yaşıyor, büyüyor ve çoğalıyorsun. Ve, gülümsüyorsun. Gülümseyişin çağıldıyor müjdeler içinde.

Bir direniş azmi, bir intikam yemini oluyorsun. Bir çocuk öfkesine sığıyorsun bir tek. Sıkılı yumrukta bir minik taşa sığıyorsun. Gülümsüyorsun. Hep gülümsüyorsun.

Seni tanıyorum.

Bir tanrıçanın doğurduğu, milyonlarca özgür yüreğin kutsadığı, tüm direnenlerin sevdiği ve özlediğisin. Adın Agit…

Reklamlar