Emevilerden itibaren İslam alimleri Allah’ın adalet sıfatının muhtevasını yoğunca tartışmıştır. İslam’ın sultan-halife–saray hizmetine sokulmasıyla Allah’ın adaletinin sınırlarını tartışmak nedensiz değildir. Böylesine derin ve çok önemli bir konuyu kısa bir yazıda ele almanın zorlukları çok fazladır. Konuyu bu kısa yazıda ele almamızın nedeni koronavirüs salgınıyla birlikte Türk İslam sentezi çizgisine bağlı kurum ve kişilerin Allah’ın adaletinin sınırının ne olup olmadığını düşündürten fikirlerini yeniden dolaşıma sokmalarıdır.

Kuşkusuz son salgın gibi toplumsal hadiseler karşısında herkes gibi referansı İslam olanlar da konuşmalıdır. Onlarda adil bir yaşama hizmet edecek söylemlerle toplumu aydınlatmalıdır.

Ancak en örgütlü kurumu Diyanet olan Türk İslam sentezi çizgisindekiler yorumları ve fetvaları ile halkın değil iktidar ve devletin sağlığını koruyorlar. Hastalığın sebeplerini anlatırken sermayedarlarla yoksul emekçileri aynı derecede sorumlu görüyorlar. Türk İslam sentezi ve benzer çizgideki kişi ve guruplar virüs salgınını Allah’ın insanları cezalandırması, İslam’dan uzaklaşılmış olmaya bir ihtar, İlahî adaletin tecelli etmesi vb… yorumlarla izah etmeye çalışmaktadır. Halkta böyle bir düşünce geliştirmek istemekteler. Bu dini anlayış hastalık konusunda dolaylı biçimde Allah’ı sorumlu görerek Allah-adalet ilişkisinde soru ve sorunlara yol açmıştır.

Emevilerden bu yana ayetleri yorumlamak suretiyle egemenlerin yaptığı adaletsizliği Allah’ın emrinin yerine getirilmesi anlayışıyla ele alan ve toplumu da buna inandırmaya çalışan bir İslam çizgisi vardır. Biz buna iktidar İslam’ı diyoruz. Emevi hanedanı iktidarını sürdürmek, gasp ettiği mal ve mülke dinen yasallık kazandırmak için Cebr ideolojisi denilen içtihadı icat etmişti. Cebr, kısaca insan iradesini bu dünyada sıfırladıktan sonra her şeyi kadere bağlayan ideolojidir. Osmanlıların halifeliği ele geçirmesiyle bu dini anlayışı en çok kullananların başında Türk egemenleri gelmektedir. Türk diyaneti ve Erdoğan iktidarının dini söylem ve amelleri de Cebr ideolojisi dairesindedir.

Cebr ideolojisi İktidar İslam’ının temel gıdasıdır. İktidar İslam’ı toplumsal yaşamı çok derinden etkileyen, vicdanları yaralayan, akıllarda yer edinen bir vakanın sebeplerinde herkesi ve varsa tarafları eşit gören İslam’dır. Bu İslam, malum hadiselerde Hz. Ali ile Muaviye’yi aynı derecede sorumlu görerek işe başlamıştır. Bunu da ‘Allah her şeyi daha iyi bilir, biz kullar kimin haklı kimin haksız olduğuna karar veremeyiz, suçlu olan öte dünyada zaten hesabını verecektir vb… söylemle formüle etmişler. Etmektedirler. Haksızlıklara, adaletsizliklere karşı sözle bile İslam adı altında karşı çıkmak gerekmiyorsa, mazlumu da zalimi de öte dünyadaki hesabına kadar serbest bırakmak İslami ise bu dünya da İslam’a ne gerek vardı? Daha doğrusu bu inancı doğru kabul edersek İslam’ın zuhuru Allah’ın adaletine ters bir gelişme olmuyor mu? Çünkü her din gibi İslam’da toplumsal ahlak ve adaletin hakim olmasını emretmiştir. Ve bunu da insanların eliyle gerçekleşmesi gerektiğini belirtmiştir. Hiçbir din kutsal metinlerinde mazlum ile zalimi eşit derecede sorumlu görmemiştir. Bu düpedüz ayetleri egemenlerin çıkarları için yorumlamak, İslamı saray-sultan-sulta dini yapmaktır. Her iktidar sahibi ve yürütücüsü az ya da çok zalimdir. Adaletsizdir. Çünkü iktidar mal-mülk ve güç biriktirmek demektir. İktidar sahiplerinin her biriktirmesi halktan çalmaktır. Bunun günceldeki canlı örneği Erdoğan ailesi, Erdoğan’ı pohpohlayarak servetine servet katan beş on aile şirketidir. İktidar İslam’ı bu biriktirmeye Allah’ın rızkı ve nasibi yorumunu getirerek işin içinde çıkan dindir.

İktidar İslam’ı koronavirüs salgınında da suçu Allah’a atmıştır; Böyle bir virüs var dediği için soruşturmaya alınan ve daha sonra yaşamını yitiren Çinli doktor ile Çinlileri ABD ve AB şirketlerinde köle gibi çalıştırmaya mecbur etmiş devleti aynı derecede yükümlü görerek yapmaktadır. Ekolojik anlaşmalardan çekilerek ‘dünya mahvolsun bana ne’ diyen Trump ile virüsten ölen yeni doğmuş çocuğu aynılaştırarak yapmaktadır. Erdoğan-Bahçeli iktidarının savaş harcamalarıyla iflas ettirdiği hazineden halka yardım edememesinin üstünü, ‘Erdoğan kampanyasına’ fetva verip örtmek suretiyle yapmaktadır. Tüm olup bitenleri Allah’ın takdiri diyerek geçiştirmektedir. Böylece Allah’ı ölen yeni doğmuş günahsız birkaç aylık bebeğin hakkıyla karşı karşıya getirmiş olmaktadır. İktidarın çıkarları için Allah’ı kanunları olmayan, canı istediğinde istediğini yapan keyfi, despot bir kral derekesine düşürmektedir. Türk İslam sentezi ve diyaneti, sırf AKP Erdoğan iktidarda kalsın diye bilim karşıtlığı yapıp elitlerin Cuma namazını kılarak ne kadar dindar olduğunu göstermeye çalışmaktadır. Bu durum peygamber ve imanlı sahabeler mücadele içindeyken Mescidi Dırarda namaz kılanlara ne kadar da benziyor. İktidar İslam’ı aynı zamanda lüks, şatafat ve israf İslam’ıdır. Bu İslam umrecilerden hasta olanlar tespit edilmesin diye ateş düşürücü hap ile bilimi ve toplumu aldatmak isteyen İslam’dır. Bu gösterişçilerin ve yalancıların dinene karşı din, demokratik İslam’dır.

Kısacası, bugün Türkiye’de yaşananların bir kez daha gösterdiği gibi İslam, hangi pencereden ve çizgiden baktığına bağlı anlaşılacak hale sokulmuş bir dindir. İstersen virüs taşıyanların halk içinde virüs yaymalarına yol açan amele de dini hizmet diye bilirsin. İstersen hurafe ve yalandan uzak akli ve ilmi kanunları destekleyen yaklaşıma da din diye bilirsin. İstersen ayetleri Kitabın bütünlüğünden ve bağlamından kopartarak da yorum yapabilirsin. İstersen her ayeti ahlakı ve adaleti temel alarak da yorumlayabilirsin. İstersen faşist, soykırımcılığa da fetva verebilir, bir diktatöre ‘Allah seni başımızdan eksik etmesin’e de din diye bilirisin. İstersen eşitlik ve özgürlüğe katkı sunan akla ve imana da din diye bilirsin. İslam bir usulünü de Türk İslam sentezinde gördüğümüz saray ve sultanların çıkarlarına din diyen içtihatlarla özünden kopartılmıştır. Bu da başından itibaren Allah’ın adalet sorununu düşündürtmeye yol açmıştır.

Dolayısıyla artık önemli olan İslam’ın hangisi olduğuna karar vermektir.

Reklamlar