An’ın büyüsünden bir an olsun şaşmayan ve hakikate yol alan gazeteci Nujiyan Erhan’ın katledilişinin 3’üncü yılı. Çalışma arkadaşı Hewlêr Şahin, “Nujiyan, yürekleri özgürlük için çarpan ve direnen kadınların intikamını yansıtmak istiyordu. Son anına kadar da bu isteğini yerine getirdi” sözleri ile Nujiyan’ı anlattı.

“Ateşten gelinliklere sarınır Kürdistanlı genç kızlar. Alevlerle süslerler perçemlerinin düştüğü açık alınlarını. Ve bir kıvılcım yeter yüreklerindeki sevdayı tutuşturmaya. Evet, hep destanların yazıldığı Ortadoğu’da çoğu zaman erkek aşığın sevdası uğruna çektiği çileler dillendirilir. Ferhat’ın dağı anlatılır, Kerem’in ateşlerde yangını, çöllere düşen Mecnun… Oysa Şirin seyircidir, Leyla bir kurban, Aslı Kerem’in yanışına tanıklık eder yalnızca. Ama her şeye rağmen Ortadoğu’da direniş bir mirastır bizlere. Her ne kadar hep erkekler şahsında bu direniş sergileniyormuş gibi gösterilse de Bese’nin iradesini kim kırabildi? Peki Zarife’nin asaletini? Az mı dayandı Leyla Qasım erkek tanrıların zulmüne, Keça Neqede ipe gitti de tek kelime söylemedi? Ya da az mı Hatu Şahnaz’lar tanıdı bu diyarlar” diye yazmıştı Newaya Jin’de yayınlanan bir yazısında gazeteci Nujiyan Erhan (Tuba Akyılmaz). Ortadoğu’da yazılmayan kadınların kahramanlıklarını ve direnişlerini topluma yansıtmak için düştüğü hakikat yolculuğunda, 3 Mart 2017 günü Şengal’in Xanesor kasabasında Roj Peşmergeleri tarafından hedef alınarak ağır yaralandı Nujiyan. Yoğun bakımda kaldığı 20 günün ardından, 22 Mart 2017 gecesi tedavi gördüğü Hesekê hastanesinde yaşamını yitirdi.

Nujiyan’ı katledilişinin 3’üncü yılında çalışma arkadaşı gazeteci Hewlêr Şahin anlattı.

  • Nujiyan Erhan ile birlikte çalıştınız. Nasıl bir çalışma arkadaşıydı?

Öncelikle Nujiyan Erhan şahsında son anına kadar hakikatin izinden giden tüm gazetecileri anıyor ve önlerinde saygı ile eğiliyorum.

Konu gerçekler için canını feda edenleri tanımlamaya gelince bu benim için oldukça zahmetli ve zorlayıcı oluyor. Çünkü en güzel cümleler ile anlatmak istiyor insan ama bu yine de yeterli olmuyor. Benim için en zor olanı Nujiyan’ı anlatmak. Ondan ne kadar bahsetsen de eksik kalır. Çünkü öyle bir kişilikti ki çevresi ile çok çabuk kaynaşan biriydi ve onun için uzun zaman tanışık önemli değildi. Nujiyan arkadaş ile birlikte çalıştığımız zamanlarda, o çok fazla işi bir arada yapıyordu. Yazılı, görsel ve radyo işlerini de yürütüyordu. Bazen çalışmamızın olduğu yere saatlerce yürüyorduk. Geldiği zamanlar ‘ben yoruldum’ sözünü asla ondan duymazdık. Tam tersine “Bugün iyi bir program yaptım” yada “Bugün bir çok arkadaşın anısını aldım” derdi. O ne kadar çalışsaydı vicdanen kendini o kadar rahat hissederdi. Her zaman “Yorulmak beni etkilemiyor. Fakat çalışmam iyi olmadığında düşünsel ve fiziksel anlamda yoruluyorum” derdi. Çevresine karşı duyarlıydı ve arkadaşlarına oldukça yardımcı olurdu. Yanında bulunan arkadaşları ile ilgilenmek ona ilham veriyordu ve arkadaşlarını eğitmeyi bir görev olarak edinmişti.

“Özgür yaşam için arayışları üst aşamadaydı. Her daim bir arayış içindeydi. Sorularının cevaplarını arıyordu.”

  • Kişiliğinin mesleğine yansımalarını nasıl görüyordunuz?

O kendini her anlamda geliştirmişti. Hiçbir zaman yaşama tek taraflı bakmazdı. Basın alanında çalışmaya başladığında yaşı çok küçük olmasına rağmen kısa zamanda kendini oldukça geliştirdi. Zaten çalışmalara katılmadan önce okulunu bitirmiş ve bir avukatın yanında da çalışmıştı. Fakat bu onu doyurmuyordu. Özgür yaşam için arayışları üst aşamadaydı. Her daim bir arayış içindeydi. Sorularının cevaplarını arıyordu. Var olan sisteme karşı derin çelişkiler yaşıyordu. Bu yüzden hep “Sistem artık öyle yapmış ki yaşama hakkı tanınmıyor ve bu sisteme en çok kurban verilenler de kadınlardır” diyordu.

*Gazeteciliğin zorlukları malum. Hele ki savaş bölgelerinde gazetecilik yapmak, kat be kat zordur. Nujiyan’ın bu zorluklarla başa çıkma yöntemi neydi?

Topluma karşı nasıl bir savaş yürütülüyorsa ve adım adım katliamlarla yüz yüze kalıyorsa gazeteciler de bundan payını alıyor. Bir bölgede yaşanan olay ve durumları kim dünyaya duyurmaya çalışırsa sistemin hedefi olmaktadır. Gazetecilerin çalışma koşullarına baktığımızda çok sınırlı bir alanda çalışmalarını yürütebildiklerini ve sokaklarda da hedef olduklarını görüyoruz. Yine doğruları haberleştirdiklerinde sistemin menfaatine uygun değilse gözaltına alınıp tutuklanıyorlar. Bir kişi meslek seçimi yaparken tüm zorluklarını da göze alıyor. Özellikle gazetecilik yapmak sıradan bir meslek değildi. Her adımda ne ile karşılaşacağın belli değildir. Yaşadığımız yüzyıl diğer yüzyıllardan çok farklı. Her geçen zaman farklı isimlerle güçler ortaya çıkıyor, topluma ve değerlerine saldırıyor. 2014’te DAİŞ çeteleri tarafından Şengal’deki Êzidî halkına yönelik gerçekleştirilen ferman, halkın değerlerine dönüktür. Bu ferman sıradan bir ferman değildi kuşkusuz. Binlerce Êzidî kadın kaçırıldı ve pazarlarda satıldı. Toplumun yaşadığı acılara karşı duyarlı olanların bu durumu kabul etmesi kolay değil. Bu yüzden Êzidî toplumunu kurtarmak ve Êzidî kadınlarının intikamını almak için yüzlerce kişi yönünü Şengal’in kutsal topraklarına çevirdi ve bu toprakların savunucusu oldular. Nujiyan arkadaş da hakikatin izini sürdü ve tüm dünyaya Êzidî kadınların çığlığını duyurmak için yönünü Şengal’e verdi.

“Halka ve özelde de kadınlar üzerinde yapılan bu barbarlığı topluma yansıtmaya çalışıyordu. Her geçen gün Nujiyan gazeteciliğin gereklerini kişiliğine yerleştiriyordu. Her daim doğrunun peşinden koşar ve belgelerle de bunu kanıtlardı.”

  • Devletlerin, yönetimlerin askeri gücünün dahi korkarak kaçtığı bir DAİŞ’in yüzünü dünyaya gösteren bir gazetecidir Nujiyan. Nujiyan’ın canı pahasına saldırı bölgesinde olmasının amacı neydi?

Fermandan önce Nujiyan arkadaş ile birlikte çalışıyorduk. Fermanı duyduktan sonra Nujiyan yerinde duramıyordu. “Şengal’e geçmem lazım” diyordu. 2015’in bahar aylarında Şengal’e geçti. Koşullar orada çok zorlayıcıydı. Toplum her şeyden izole edilmişti ve yaşananlar da toplumun psikolojisini derinden sarsmıştı. Fakat bütün zorluklara rağmen Nujiyan halk ile ilgileniyor, özelde de Êzidî kızları ile çok zaman geçiriyordu. En başta bir grup Êzidî kadına gazetecilik alanında eğitim verdi. Tabi bir taraftan da kendi işini de yapıyordu. Fermanın üzerinden aylar geçmiş olsa da toplumda çok büyük yansımaları vardı ve halen yaralar canlıydı. Bu da insanı bir sorgulamaya götürüyordu. Özellikle DAİŞ’in elinden kurtarılan kadınları dinlediğimizde insanın kanı donuyordu. Nujiyan bir çok defa bu kadınların başından geçenleri kendi ağızlarından dinledi. “Bir gazeteci olarak ne yapsak da eksik olacak” diyordu. Ama zorlukları tanımıyordu çalışmalarını sürdürmek için.

Nujiyan Şengal’deki ferman üzerine birçok çalışma yaptı. Buna çok önem veriyordu. Ne zaman bir bölgeye saldırı yapıldığını duysa zaman onun için önemli değildi yönünü o alana veriyordu. Halka ve özelde de kadınlar üzerinde yapılan bu barbarlığı topluma yansıtmaya çalışıyordu. Her geçen gün Nujiyan gazeteciliğin gereklerini kişiliğine yerleştiriyordu. Her daim doğrunun peşinden koşar ve belgelerle de bunu kanıtlardı.

3 Mart 2017 günü Roj Peşmergeleri tarafından Şengal’in Xanesor kasabasına yapılan saldırıda Nujiyan Şengal’de değildi. Fakat saldırıların yapıldığını duyar duymaz hiç beklemeden aynı gün yönünü Xanasor’a veriyor. Tam da saldırının olduğu cepheye gidiyor. Sabahın erken saatlerinde saldırılar başlıyor. Nujiyan görüntü çektiği sırada hedef alınarak vuruluyor. Zaten görüntü aldığı yer de düzlük ve herhangi sığınacak bir yer yok. Nujiyan’ın amacı yaşananları kamera ve fotoğraf makinesi ile kitlelere ulaştırmaktı. Nujiyan’ın Şengal için bir çok projesi vardı. Bir yere gittiğinde herhangi bir zorluk ile karşılaşmıyordu. Çünkü herkes yaptığı çalışmayı biliyordu. Nujiyan gittiği yere yaptığı çalışmalar ile yaşanan barbarlığı ve özellikle bu barbarlığa karşı ortaya koyulan direnişi yansıtacaktı. Nujiyan hem çalışmaları hem de sıcak kişiliği ile her kesin yüreğinde yer edinmişti.

  • Nujiyan’ın “kadın haberciliği, kadın gazeteciliği” anlamında çalışmaları var mıydı? Kadın basın çalışmalarının onun açısından önemi neydi?

Nujiyan gazeteciliğe başladığından beri özgün basın alanında yer aldı. Sadece basın değil birçok özgün alanda da yer aldı. Özgün alanın daha da büyümesi için genç kadınların çalışmalarda yer almasını istiyordu. Şengal’e gidene kadar da bu çalışmasını yürüttü. Yine Şengal’de bir grup genç Êzidî kadını eğitti ve basın alanına dahil etti. Bunu başlıca görevi olarak ele alıyordu. “En fazla zorluğu yaşayan ve zorluk ile karşılaşan kadındır. Buna karşı da kadının kalemi ile bu gerçeği dünyaya duyurması lazım” derdi. Gerçekten de Nujiyan basın alanına başladıktan şehadete ulaştığı güne kadar kadına dair birçok şey kaleme aldı.

“Şengal toplumunun tanınması Nujiyan’ın çalışmaları sayesinde oldu. Êzidî Kürt halkı Nujiyan’ı kendi çocuğu gibi görüyordu. Şehadetinden sonra her Êzidî kadın Nujiyan’dan gözleri dolarak bahsetti.”

  • Onun son anlarına kadar yanındaydınız. Buna dair söylemek istedikleriniz olur mu?

Yukarıda da belirttiğim gibi Nujiyan arkadaşı anlatmak ve tanımlamak o kadar kolay değil. Birkaç cümle ile anlatılacak biri değil. Şunu diyebilirim ki Nujiyan arkadaş ile yaşayanlar çok şanslıdır. Çünkü öyle bir kişiliği vardı ki her daim ondan bir şeyler öğreniyordun. Birçok yerde birlikte çalıştık. En son Şengal’de birlikteydik. Çok güzel günleri de zorlukları da beraber yaşadık. Ama zor günlerde de olsa Nujiyan ile birlikte yaşamak, onunla günler geçiyordu. Çünkü o çevresine moral vermede çok becerikliydi.

Fermanın devamı olan o saldırıda Nujiyan haber takip ettiği sırada hedef alınarak vuruldu ve ağır yaralandı. Hastaneye getirildiğinde her gün onu ziyaret ederdik. Fakat insan bir arkadaşını o durumda görmeyi kabullenemiyor. Biz Nujiyansız bir yaşama alışmamıştık. Her cümlesinin içinde “Bizler Şengal’i özgürleştirmeden, zalimlerin elinde o kadar şeyi yaşayan o kadınları kutsal topraklarına getirmeden Şengal’den çıkmayacağız” derdi. Nujiyan, yürekleri özgürlük için çarpan ve direnen kadınların intikamını yansıtmak istiyordu. Son anına kadar da bu isteğini yerine getirdi. Kadınların bir daha böylesi bir şeyi yaşamasını istemiyordu.

Nujiyan halk tarafından çok seviliyordu. Çok defa Êzidî kadınlar ile söyleşi gerçekleştirmiş ve hikayelerini yazmıştı. Bir çok eve gitmiş ve her kes onu tanıyor, çok seviyordu. Nujiyan’ın şehadeti Êzidî kadınlar üzerinde büyük bir etki yarattı. İlk Şengal’e gittiğinde kimseyi tanımaması ve kültürlerini bilmemesine rağmen kısa sürede halkın yüreğinde yer edindi. Şengal toplumunun tanınması Nujiyan’ın çalışmaları sayesinde oldu. Êzidî Kürt halkı Nujiyan’ı kendi çocuğu gibi görüyordu. Şehadetinden sonra her Êzidî kadın Nujiyan’dan gözleri dolarak bahsetti.

Nujiyan, adı gibi her daim yeni yaşamı inşa etti. Bizler de onun yoldaşları olarak sonuna kadar onun gibi yoldaşların izini süreceğiz. Çünkü onun kişiliğinde olanlar bir tarih yarattı, büyük bir mirası arkalarında bıraktı. Bizler de bunun sözünü veriyoruz; hiçbir zaman kalemi ve kamerası yerde kalmayacak.

  • Nujiyan’a dair hatıralarınızı açarsanız, paylaşmak istediğiniz bir anınız var mıdır?

Kuşkusuz her kes yaşamında birçok anı biriktirir. Özellikle de gazeteciler bir çok şeye şahit olur. Her aşama kendi ile bir anı ve üzüntü getirir. Nujiyan ile olan bir anımı anlatmak istiyorum. 2016’nın sonbaharında Êzidî kadınların intikam hamlesi başladı. Nujiyan arkadaş ile birlikte bu hamleyi takip ettik. Yanımda bulunan iki arkadaşla ayrı bir yere giderek program çekmeye gittik. Yanımıza gelen bir savaşçı “Dün burada dolaşırken bir taşın altında bir bebeğe ait cenaze bulduk. Ferman döneminde katledilen bir bebeğin cenazesidir. 2 yaşındaki bir bebek. Elbiselerinden kız bebek olduğu anlaşılıyordu” dedi. Bizde oradan görüntü aldık. Programı bitirdikten sonra yerimize döndük. Nujiyan arkadaşa bu bebekten bahsettim. “Bu bebeğin cenazesi bulundu ama binlerce çocuk kayıp ve akıbetleri bilinmiyor” dedi. Nujiyan görüntüyü izler izlemez kalkıp görüntüye dair bir yazı kaleme aldı. Bu yaklaşımı gazeteciliğin gereğini yerine getirdiğinin göstergesiydi.

Reklamlar