Gabriel Garcia Marquez’in “Kolera Günlerinde Aşk” romanından esinlenerek bu aralar “Korona Günlerinde…” diye başlayan cümleler sıklıkla kuruluyor.

Kolera Günlerinde, sevdiğine kavuşmak için 53 yıl 7 ay 11 gün bekleyen roman kahramanı, iyi ki Korona Günlerinde yaşamamış: Bugünlerde sabır-tahammül daha az; unutma hızı ise çok daha yüksek!

Eğer hızla unutulmazsa Korona Günlerinde yaşanılanlar da belki romanlara, filmlere konu olacaktır.

“Her şeye rağmen bugünler gelip geçecek!”

Bu fikir insanı rahatlatmaya yarıyor ama o kadar da kolay değil. Çünkü bugünler gelip geçecek ama götürdükleri de geri gelmeyecek! Acıdır, zordur. Belki de bunu bilmenin sonucudur ki insanlardaki dayanışma duygusu ön plana çıkmış durumdadır.

Korona Günlerinde dağ doruklarında olmak sağlık için bir avantaj olsa da insanlığın acılarını herkes kadar hissedebiliyorsun. Özellikle zindanda olan Önder APO ve tüm siyasi tutsakların özgürlüğü sağlanmadan en özgür zirvelerde bile kendini özgür sayamıyorsun. Geçen her gün, her saat tutsakların aleyhinedir. Bunun için beklenecek bir an bile kalmamıştır.

Ayrıca yaşanan tüm bu acılar sayesinde doğayı daha iyi anlıyorsun.

Korona Günlerinde doğanın biraz umutlandığı söylenebilir. Doğadan uzaklaşan, dahası doğaya zarar veren insanlık doğal olmayan hastalıklarla karşılaşıyor. Doğa, bundan sonra insanlığın kendisine daha iyi yaklaşacağını umuyor. Çünkü acılar insanları yakınlaştırdığı gibi doğaya karşı duyarlılığı da artırıyor.

Hastalıkların kaynağıyla acıların kaynağı birbirine çok yakındır. Bu durum tıp terimlerine de yansımıştır.

Hastalığa neden olan her türlü organizma ve maddeye “patojen” deniliyor. Köken itibariyle pathos “acı” genesis ise “oluşma” demektir.

Hastalıklar felsefik anlamda acıyla oluştuğu gibi acıyı da çoğaltıyor. Hastalığın kişiyle sınırlı kalmayıp başka insanlara yayılması acıyı toplumsallaştırıyor. Yayılma ise kopyalanma sayesinde gerçekleşiyor.

Tanımlanmış patojen tipleri bakteri, mantar, parazit, protein, protozoa ve virüs’tür. Bunlar arasında en küçük, en hızlı ve en tehlikeli olanı virüstür.

Virüs, kelime olarak “zehir” anlamına gelmektedir ve her türlü canlı şekillerine bulaşma, kendini hızla kopyalama özelliğine sahiptir.

Kopyalanmaya biyolojide replikasyon deniliyor yani kendi kendini üretme, kendi kopyasını çıkarma sürecidir.

Replike olma özelliği makinalarda ve kültürlerde de vardır.

Biyolojik, teknik ve kültürel replikasyon süreçleri arasında bir kıyaslama yapılırsa:

Biyolojik virüsler, bulaşma sürecinde ilişki kurdukları hücrelerin üreme mekanizmalarını yöneterek çoğalır. Karantinaya alındıklarında çoğalacak ortam -konak hücre- bulamazlar.

Teknik virüsler karantinaya alınabilir. Bilgisayar virüsü örnek verilebilir. Bilgisayardaki yazılım ve donanımı kullanarak kendini kopyalar. Fakat önlenmesi mümkündür.

Kültürel kopyalamaya ise “mem” deniliyor.

Mem, insan aklı ve kültürünü kendi kopyalanma mekanizması olarak kullanır. İyi ya da kötü olması söz konusu değildir. İyiyi de kötüyü de kopyalar ve taşırır. Bir kültürel iletim birimidir ve karantinaya alınması mümkün değildir!

Her türlü acının ve hastalığın kaynağında insanlığın kültürel yaratımlarını özgürce değerlendirememesi, özgürce yaşayamaması bulunmaktadır.

Kültürel iletimin karantinaya alınması mümkün değilse bu durumda insanlığın acılarına, hastalıklarına sebep olan kültürel bozulmaların, yabancılaşmanın önüne geçmek gerekir.

Sınırsız kâr hırsı, aç gözlülük, bencillik, tahakküm kurma, egemen olma arzusu bu yabancılaşmayı hızla yayan virüslerdir. Bu virüslerin yayılma ortamı demokrasinin ve özgürlüğün olmadığı ya da kısıtlı olduğu ortamlardır.

Dünyayı yıkıp yeniden kurabilirsin. Fakat demokrasi ve özgürlük güvenceye alınmış değilse bir kültürel virüs gelip adeta ışık hızıyla tüm emeklerini yerle bir edebilir.

Fakat sadece kötülük hızla yayılmıyor, iyi olan da hızlı yayılma özelliğine sahiptir. Biri ilerlerken diğeri geriler.

Korona Günlerinde iyilik öne geçmiş durumdadır ve hızla tüm dünyaya yayılmaktadır. Demokrasinin, ekolojinin, özgürlüğün değeri her zamankinden daha çok bilinir hale gelmiştir.

Şu fikir tüm insanlığın aklına, yüreğine yayılıyor: Demokrasi ve özgürlük olmadan sağlıklı yaşam olmaz!

Biz, bize emredilen yenilmez Mem ve Zin’ler olmaya bakalım! Bunun da tek yolu, Önder APO ve tüm siyasi tutsakların özgürlüğünü sağlamaktan geçiyor.

Bu özgürlük kampanyası dünya çapında, koşullara uygun, ortak eylemlerle yürütülebilir. Dünya demokrasiye, ekolojiye, kadın özgürlüğüne evet derken onun Önderliğinin 21 yıldan sonra halen hapiste tutulmasına razı olamaz.

Demokratik modernite Önderliğinin ve tüm siyasi tutsakların özgürlüğü, biyolojik salgınların, politik-ekonomik patojenlerin, yabancılaşmanın zeminini kapatacak ve yeni bir çağı açacak kilittir. Geç kalmayalım, harekete geçelim!

Reklamlar