Medya DOZ

  • Eril tarihin başlangıcından günümüze kadar toplumu, kadını inkar ederek kendini var eden iktidarcı bir devlet kültü ile karşı karşıyayız.

Bu rejimde gerçekler ayaklanıp kendine bir yol bulmaya çalışırken, yalanlar yalınayak, koşar adım kendini yolsuzluğa vurur. Yalanın kendisi yolsuzdur, toplumun vicdanında kendine yol bulamaz. Bu yüzden yüzsüz iktidarlara yamanıp iplerini her türlü yolsuzluğa koparır. Devlet yöneticilerinin yalanla bezeli kof bir gururu var. Halka, muhaliflere ve direnişçilere komplo ve kumpaslar kurarak asaletini koruduğunu sanan bir hamlık var devletlerin özünde.


Evet, devletler ve devletlerin etrafına palazlanan iktidar odakları, kalleşliği akıllılık sanıyor. Yalana uyanıklık, diyor. Devlet kültü diyoruz ama aslında eril akıl ile inşa edilen devletin kendisi kültürsüzdür. İnsanlığın çalınan değerleri üzerine hak iddia eden bir hırsızlıktır devlet. Yalan ve hırsızlık ile var olan bu erk sonsuz değildir ve şu an dünyanın her yerinde halklar bu kültürsüzlük karşısında isyan halindedir.


Ve belki de dünya en kötü günlerini yaşıyor. Tecavüzün bir halktan intikam alma aracı olarak kullanıldığı bir zamandan söz ediyoruz. Her gün binlerce insanın farklı sebeplerle öldüğü bir zamandan bahsediyoruz. Bu çarkı döndüren devletlerden, iktidar odaklarından ve her biri diktatörlük kurumu olan bir avuç ceberuttan söz ediyoruz. Çok bilinçli yaygınlaştırılan bir algı var. Mesela çürümüş toplum denir, ahlaksız toplum denir, kapitalist toplum denir. Ama şunu iyi bilmeliyiz; toplum homojen bir yapı değil ve hiçbir edimde genelleme ile sonuca varamayız. Ve çürümüş olan, ahlaksız olan, kapitalist olan toplum değil, toplum üstü devletçi iktidarlardır. Bu iktidarlar toplumu her türlü çirkinliğe yönlendiren sömürge çarklarıdır. Toplum ve devlet taban tabana birbirine zıt gerçeklerdir. Bu tarihten günümüze kadar böyledir. Devlet, karakteri gereği tecavüzcü bir yapılanmadır. Ve tecavüzü meşrulaştıran, yaygınlaştıran, hizaya getirme aracı olarak kullanan yegane yapıdır.

Özellikle Kürdistan’da yaygınlaşan tecavüz olayları devletin sistematik ve stratejik bir uygulamasıdır. Devlet nezdinde tecavüz, inkar etmenin bir yöntemidir. Yok saydığı, yok etmek istediği şey her ne ise her zaman tecavüze açık bırakır. Denetimindeki yarı aç yarı tokları her zaman açlık sınırında bıraktıkları ötekilerin üzerine salar. Devlet sistemi tam da böyle işliyor. Hele bu devlet Türk devletiyse, vahşi yasalar yaşamı avucunda esir alıyordur. Mesele bir çocuğa, bir kadına infial halinde saldırmak değildir. Türk devleti tecavüzü özellikle bir baş eğme yöntemi olarak kullanıyor. İrade kırmanın, devşirmenin, asimile etmenin hepsi birer tecavüzdür ama kimse bunlara çok isyan etmez. Tecavüz, bedene yapılınca gündem oluyor ve esas trajedi budur. Zira bu en son aşamadır. Tecavüzün kendisi, kendini iktidar hissetmenin alt yapısını oluşturuyor ve iktidarlar bunu sistematik bir şekilde uyguluyor. 

Tanrıçaların soyundan gelme dik başlı Kürt kadınlarını kırmak ve onlarla Kürt ulusunu kırımdan geçirmenin hedeflendiği bu zamanda, tecavüz olaylarını münferit olaylar olarak değerlendirmek, saflığı aşan bir teslim olma biçimidir. Esas olarak tecavüzü bir insan eylemi olarak kabul etmek çok zor. İnsan olan, başka bir insana bunu yapmaz. Bu yüzden diyorum ki tecavüz insanın değil, iktidarın yarattığı canavarların işidir. Devletin halklara düzenli bir şekilde uyguladığı kendini yaşatma eylemidir. Ve sadece kadınlar tecavüze uğramaz, bütün toplumsal, ahlaksal, inançsal değerler tecavüze uğrar.

İnsanın en temel özelliği kültürel bir varlık olmasındadır, kültürel olduğu için de özgürlüğe meyillidir. Özgürlük insanın içinde bir arzu olduğu için insan ahlaki ve politiktir ve tecavüz bu insani özelliklere karşı canavarca bir savaş biçimidir. Baş eğdirmek isteyen sistem karşısında ısrarla baş kaldırma, gerçek kadın ve direnişçi halk kimliğine ulaşmaktır. Her kadının ruhundaki özgürlük eğilimi dirilip aynı yolda direnişe geçerse hiçbir güç bu kadınlık selini durduramaz.