Heftanin’in en güzel baharlarından birinden kopup Botan’daki cenge gitti gerilla Sarya Botan. Ceng meydanındaki Heftanin’in en güzel gerillaları, fotoğrafını gördüğünde halaya başladı. Devam ediyor bu halay.

Bazı gerillalar vardır fotoğraflarını ya da kendilerini görür görmez hemen yazmazsanız gözleriniz ve kaleminiz sizi asla affetmez. Altında şehit yazısı yazan ve aylar sonra fotoğrafını gördüğüm Sarya Botan, onlardandı. Hakkari’nin esmer yürekli kadını, 27 Haziran’da Botan’daki cengde buluşmak için sözleştiği yoldaşlarının yanına gitti. Ben de tohumları serpmeye başladım yüreğimde yeniden filizlensin diye.

Tanıyan tanımayan herkese gözleriyle verdiği selamın enerjisiydi beni ona çeken. Onu ilk gördüğüm günü hatırlıyorum. Heftanin’de baharı karşıladığımız, kadın kahkahalarının her yere dağıldığı bir gündü. Heftanin’de ceng yoktu ama bir Botan cengine hazırlanıyordu Sarya. Botan’daki tüm cenglerin kapısıdır Heftanin. Kameramı açıp hiç kapatmamıştım, sustuğu ana kadar. Öylesine canlı kılmıştı ki cansız ama maneviyat dolu makineye, ben bile şaşırmıştım. Bu nasıl bir enerjiydi, yaratan her neyse, her kimse nasıl olur da bu kadar enerjiyle donanmıştı? En çok da onu görünce soruyordum kendime, nasıl oluyor diye. Bir ay boyunca gözlerim onda takılı kalıp durmuştu. Kahkahasına, esprilerine, açık sözlülüğüne, dürüstlüğüne ve ölümlerden, birçok kuşatmadan geçen yüreğinin yüzüne olan yansımasına…

Kaç kez öldü acaba Sarya? Kaç kez toprağın altında buluşma aşkıyla yanıp tutuştu da yaşamın en güzel haline bıraktı kendini? Kaç kez suya batırdı da çıkardı kan içindeki elleri temizlensin diye, kaç askerin gözleriyle karşı karşıya gelip de yuttu korkuyu? Kaç kahramanla göz göze çay içti ve sevgiyi yudumladı? Yasak koyanların ahlakını sorgulayan cesaretli bir yürekti Sarya Botan.

Çok terlemişti, yine de bırakmıyordu halayı. Kamera ona döndüğünde daha güzel çekiyordu halayı. Halayın en başında yer alıyordu. Bir zamanlar Cizre’de zalimlerin en karasına meydan okuyan ve halay başı olup da herkesi kendine hayran bıraktıran Bêrîvana Cizîrî gibiydi.

“Halay çek beni bir gün televizyonda görürsen kıvırcık” dedi. Anlamamıştım dediğini. Onun gülen gözlerinden, şehadet anlamını çıkartmam gerektiği gelmemişti aklıma. Hem niye hemen gelsin ki, değil mi? Yaşamın partisidir dediğimiz ve şu anda dünyanın tüm kirliliklerine meydan okuyan bir yerde. Gerilla Sarya Botan, bu ülkenin her karış toprağında savaştı, toprağın güzelliğine dokunduğu her alanda ellerini daha da güçlendirdi. Savaştı Sarya, savaşarak var olacağını, yaşamı savunacağını bilerek. Dağların karış karış güzelliğinde; Zagroslar’da, Kandil’de, Şengal’de, Botan’da…

Hiçbir şeyden daha çok sevemezdik, çünkü hiçbir şey özgürlük kadar değerli değildi. Hiçbir şeye bu kadar bağlanamazdık, bizi felç etmesine asla izin vermeyecektik özlemin ya da sevginin. Beynin ve yüreğimizin ortaklığını sağlayana kadar en acı çile kapılarından geçip hakikat dergahına varacağımızı; bu yola çıkarken böyle olacağını biliyorduk. Hep yarım kalacağımızı, asla birini sevemeyeceğimizi, aşkla tutkuyla birini öpmek istesek de öpemeyeceğimizi, canımız istediği zaman çekip gidemeyeceğimizi, bu yolun dönüşünün olmayışını, sonsuz bir maraton olduğunu, en sevdiklerimizi kavgada yitireceğimizi, ihaneti asla aklımıza getirmeyeceğimizi, geldiğinde de gaflet uykusundan gözlerimizi uyandıracağımızı, canımızın her gün bin kat alevle yanacağını, gerçeklerden kaçamayacağımızı, arınacağımızı ve hakikatle buluşmak için kendimizi ateşlere atacağımızı… Tabi ki biliyorduk. Tabi ki farkındaydık, çünkü uykudan uyanmıştık. Onurlu olan, bizden sonrakilere özgürlüğü getirmek için yapılması gereken buydu.

Heftanin’in en güzel baharlarından birinden kopup Botan’daki cenge gitti. “Unutma fotoğrafımı gördüğünde halay çek ha!” dedi. Ben değil, tüm ceng meydanındaki Heftanin’in en güzel gerillaları, fotoğrafını gördüğünde halaya başladı. Devam ediyor bu halay. Botan’ın yolu olan Heftanin’in kapısından işgalcileri kovana kadar devam edecek bu halay senin tılsımın eklendi Botan’dan. Şimdi kim ayırabilir ki Heftanin ile Botan’ı?

ANF/ LALEŞ RÊNAS