Türkiye’de yaşanan insanlık dışı uygulamalar karşısında tepkisiz kalmak, bizi biraz daha insanlığımızdan utanır hale getiriyor. Hemen her gün bizden bir parça koparılıyor. Zorbalık ve zulüm had safhadadır. Çocuk-kadın demeden her Kürt bireyi yok edilmesi gereken bir düşman muamelesi görmektedir. Kürt’ün ölüsüne de dirisine de tahammül edilmiyor. Mezarlıklara yapılan saldırılar, insanlıktan nasiplenmemiş mahlukların icraatları olarak tarihte ilk kez yaşanan uygulamalardır. Kürtlerin, topyekün olarak soykırım kıskacına alındıklarını faşist Türk rejiminin günlük uygulamalarından anlamak mümkündür. Dozu giderek arttırılan sindirme ve şiddet iç içe örülerek sistemli hale getirildi. Tekçi faşist devlet anlayışında Kürtler potansiyel tehlike olarak görülmekte, sistematik olarak asimile ve soykırıma tabi tutulmaktadır.

Faşist Türk devletinin bir diğer hedefi de Alevilerdir, Alevi inancıdır. Osmanlı döneminden günümüze kadar devam eden katliam geleneği vardır. Kuyucu Murat’tan, Dersim tertelesine varıncaya dek, irili ufaklı katliamlarla Aleviler de sistemli bir şekilde yok edilmek istenmektedir. Farklı ulusal azınlıklar ve inançlar üzerinde ayrıştırıcı, dışlayıcı söylem ve eylemler geliştirdiler. İdeolojik, politik, askeri, siyasi her türlü saldırıya maruz bırakıldılar.

Toplumsal dayanışma olmadığı için Kürtler, Aleviler başta olmak üzere Ermeniler ve diğer azınlıklar üzerinde yaşanan baskıcı, soykırımcı uygulamalarda yalnız bırakıldılar. Ulusalcılık, milliyetçilik, dincilik adına devletin katliamlarına tavır geliştirmeyen hakim ulusun kendisi de benzer uygulamalardan nasibini almaktadır. Faşist rejimin hedefi, AKP devletinde giderek daha da çeşitlenmiştir. Hakim ulusun devrimcileri, demokratları, aydınları, gazetecileri, avukatları, insan hakları savunucuları, akademisyenleri, sanatçıları, sivil toplum örgütleri, kısacası AKP-MHP faşist bloğu dışındaki tüm muhalefet kesimleri hedeftir. Direnç gösteren, itiraz eden her kes, vatan haini, terörist olup çıkmaktadır. Hukuk zırhı ile kendisini korumaya alan iktidar sahipleri ve destekçileri dışındaki her insan, baskılar karşısında ya sinecektir, ya içeri tıkılacaktır, ya da yurt dışına hicret edecektir.

Eski Türkiye için kullanılan bir belirleme vardı. “Türkiye’de hayvan olmak, çocuk olmak, kadın olmak zordur” derlerdi. Gerçekten de kadın cinayetleri aldı başını gitti. Caydırıcı politikalar üretilemedi. “İtaat eden kadın makbul kadındır” zihniyeti yasalara hakim oldu. Kürdistan’da katledilen çocuklardan, Türkiye’nin çocuk karnesi bilinmektedir. En son, Nusaybin’de 8 yaşındaki çocuğa polisin düşmanca yaklaşımı her şeyi izah etmektedir. Hayvan hakları ise Türkiye’nin yabancı olduğu bir konudur. Ne insan hakkı ne de hayvan hakkı diye bir hak faşist iktidarın fıtratında yoktur. Gelinen noktada, AKP-MHP faşist bloğunun iktidarında Türkiye’de insan olmak, insan kalmak zor bir hal almıştır. “Adil yargılanma istiyorum” diyen Mustafa’ya, Grup Yorum’a yapılanlar, İbrahim’in cenazesine saldırılar bu günkü Türkiye’nin “insanlık öldü” fotoğrafıdır.

İş bununla da sınırlı değildir. “Eşeğin büyüğü ahırda kalmıştır”. Sevim Noyan adındaki kadın, Ülke Tv’deki yayında, aile olarak silahlandıklarını ve 50 kişilik bir liste oluşturduklarını, olası bir darbede bunları katledeceklerini söylemesi bir gerçeğin itirafıdır. Tıpkı bir dönemin Hitler Almanya’sında oluşturulan saldırı birlikleri (SA) gibi bir örgütlenmedir. Hitler bu birlikleri örgütlerken başta zayıf ve pek dikkate alınmayan guruplardı. Bir gece ansızın Münih’i ele geçirdiklerinde ne kadar tehlikeli bir örgütleme oldukları anlaşılmış oldu. Türkiye’nin geldiği nokta tam da bu noktadır.

AKP-MHP dışındaki kesimleri düşmanlaştıran ifadeler, diktatör Erdoğan’ın beyanlarında mevcuttur. Millet ittifakının “zillet”, “illet” ittifakı olduğu söylemlerinden, sosyal medyada  “kan banyosu” yaptıracaklarını söyleyen mafya liderinin tehditlerine kadar, çok sayıda örnek var. Toplumu kutuplaştıran bu tehlikeli örgütlemenin son ifşacısı olan Sevim Noyan, türbanla örtüğü kafası tam bir kafatasçı zihniyete sahiptir. İnsanın kanını donduran ifadeleri kullanan bu kadına, programın sunuculuğunu yapan başka bir kadın da, üzerine tuz biber ekmiştir. Bu kafatasçılar yasalarla korunuyorlar, haklarında her hangi bir yasal işlem yapılmıyor.

Diktatör Erdoğan mahalle bekçileri ile kendisine bağlı hatırı sayılır silahlı bir güç oluşturmuştur. Kendi saldırı birliklerini (SA) örgütlemiştir, tabanını silahlandırmıştır. Darbe söylemleri sadece bir algı değil, planlamadır. Dinci, faşist kesimler dışında kalanlar için temizlik hareketi kapıdadır. İnsanım diyen her kesin bu tehlikeyi görmesi gerekir. Bizden söylemesi.

Reklamlar