Destan LASER

Kapitalizmin kendini sürdürememezlik alarmı uzun süredir çalmaktadır. Toplumlar uygarlığın kanlı mezbahası altında inim inim inlemektedir. Dünya 3. Büyük Savaşı en sıcak hali ile yaşıyor. Hastalık vb. silahlar ile toplum bu savaşın en büyük hedefi konumundadır. 2020 yılı yeni bir çağa uyandırılmak isteniyor. Zaten kriz üstüne kriz halini yaşayan kapitalizm kendini yenilemezse çürüyeceğini çok iyi biliyor. Toplumsal kaosun bu kadar derinleştirilmesinin sebebi de kapital sistemin bu kriz ve kaos halinden yenilenerek çıkma arayışıdır. Yeni bir döneme girildiğini en fazla hissettiğimiz bir yıl oldu 2020. Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Bu kapitalistlerin sloganı gibi görülse de bir gerçekliği açıklar niteliktedir. Hiçbir şey eskisi gibi olmamalı fakat yeni ne olacak ve de nasıl olacak? Kapitalizmin dünyayı parmağın da oynatmaya çalıştığı yeni dijital yaşam ağına mı düşülecek yoksa bu kaostan toplumların özgür ve eşit yaşamı mı çıkacak ?

Tüm dünyanın kaderini belirleyecek bu zaman zarfını elbette doğru ve yetkin bir şekilde verilecek mücadele belirleyecek. Sosyalistler ve  anti-kapitalistler, doğaseverler ,feministler dünyanın tüm toplum severleri insanca yaşam derdi olanlar çok tarihsel bir eşiğin yaşandığının farkındalar mı? Yoksa ‘başka bir dünya mümkün’ ! Şiarına inanç mı azaldı ?

Dünyanın yaşam tarzını yeniden düzenlemek isteyen üst aklın oyunları ile karşı karşıyayız . İstesek de istemesek de bu dünya değişecek ! Durup ne olacağını seyretmek mi yoksa yarınlarımız için savaşmak mı? Hem zaten dünyayı içinde yaşanabilecek hale getirmek istemiyor muyduk? Belkide bu zaman büyük bir fırsatı önümüze çıkarıyordur. İşte o  zaman tutum ve safın netleşmesi gerekmez mi?

2 bloklu dünya savaşına girmeye ne kadar hazırız? Devlet sisteme karşı toplum-halkların savaşı! Kapitalizm 2020 yılı başından itibaren topluma dönük olan saldırılarında yeni üst bir aşamaya geçti. Korona vb. biyolojik silahlarla nüfus indirimi bir yana yaşam tarzına köklü müdahale edildi. Kapitalizm yeni dünya düzeni için düğmeye baştı ve savaşı başlattı. Binlerce insanın hastalık adı altında öldürülmesi sadece küçük bir başlangıç ya da deneme gibi gözüküyor. Sonrasın da nelerin gelebileceği tahmin bile edilmek istenmiyor .Toplum cephesi büyük bir savaş içine her yönüyle çekildi.

Peki toplum savunucuları içine girmiş oldukları bu savaşın farkındalar mı ? Farkındalar ise neden tüm dünyayı tek merkezde birleştiren bu sisteme karşı birleşmiyorlar? Tüm dünyanın işçileri değil tüm dünyanın toplum savunucuları neden mücadele cephesinde birleşilmiyor diye sormak gerekir ? Ya ortak yaşam peşinde canlarını veren insanlar ortak akıldan yoksun ya da neyle karşı karşıya olunduğundan bir haberlik var. Belki de liberalizmin pençesi altında kalındığı içindir. Sebep ne olursa olsun toplum savunucularının bir an önce kendilerine gelmesi gerekir. Çünkü hiç olmadığı kadar kazanma şansı var. Birlik ve beraberlik en büyük güçtür. Bizi birbirimizden ayıran yönlerimiz birleştiren yönlerimizden daha fazla değildir. Nerede olunursa olunsun ister bir köy ister bir şehir bir ülke ya da tüm dünyanın kendisinde, toplumun ortak mücadelesi her türlü düzeni yıkar.

Çeşitli sebeplerle bir araya gelemeyen halkların mücadelesi günümüzde en fazla kapitalizmin işine yaramaktadır. Parçalı hiçbir mücadele sonuç almamıştır. Sovyet deneyimleri acılı sonları ile karşımızdadır. Bu seferki kaos ve krizden başarı ile çıkmazsak bir asır daha kirli sistemin çarkı içinde kalacağız. Peki ne yapmak gerekiyor ?

Her şeyden önce Sosyalist çevrelerin bu sorumluluk ile yaklaşmaları hayati önem arz ediyor. Sonrasında toplum savunucularının birleşme noktalarının ve de öncüllerinin iyi belirlenmesi gerekir. Burada bahsedilen devlet ve toplum arasındaki savaştır. Aslında 5 bin yıl önce başlayan savaştan bahsediyoruz. Yani kadın ve egemen erkek arasında başlayan savaş… Toplumun yaratıcısı ve öncüsü olan kadına karşı erkeğin etrafında örgütleme yaparak kadın şahsında doğal topluma olan saldırının başlangıcıdır. Günümüzde de kendini devam ettiren bu zihniyete tekrardan kadın şahsında güçlü bir savaş ancak kazandırabilir. O halde toplum savunucularını tek bir cephede kadın mücadelesi birleştirebilir .

Tarih ve toplum bu rolü kesinlikle kadına vermektedir. Kadının dili rengi ırkı ne olursa olsun  sevgisi acısı merhameti birdir. Kadınların mücadelesi birleşirse halkların mücadelesi de birleşir. Bu anlamda da kadının çok kilit bir misyonu vardır. Kadın mücadelesi Ortadoğu ve dünya da yeni yaşamın anahtarıdır.

Dünya da kadın savaşçılığının ordulaşmasın da ve partileşmesinde Kürt kadınları öncü bir konuma sahiptir. Kürt kadınlarının geldiği aşama tüm dünyaya ilham kaynağı konumundadır. Bugün bile TC. faşizmi karşısında her türlü zor koşullarda fedai ruhla direnen ve çizgi oluşturan kadın gücü tarih yazmaktadır. Toprağını onurunu ve kendini savunmak için öz savunma kadına ve topluma çıkış yaptıracak tek yoldur. Bu şiar etrafında kadın ve öz savunma anlayışının tüm topluma nüksetirilerek ortaya çıkacak mücadele sadece Kürdistan kadınlarını değil Ortadoğu kadınlarına da başarı yolunu aydınlatacaktır. Kürt kadınlarının 5 bin yıl önce bu topraklarda erkek devletin düşürdüğü tanrıça kültürünü tekrardan diriltme gibi tarihsel sorumluluk ile karşı karşıya kalması tesadüf değildir. İnsanlığın beşiği olan Mezopotamya kadını tıpkı ilk insanlığın tohumlarını serpmesi gibi yarınları özgürce yaşanır hale getirmesi karakterine sahiptir. Tanrıça izlerini taşıyan Kürt kadınlarının dağlarda  dünyanın en vahşi ve faşist rejimi AKP-MHP çetesine karşı görkemli mücadelesi bu gerçeği gözler önüne seriyor. Bu minvalde bakıldığında başta kadınlar olmak üzere, hepimizin bilmesi gereken hakikat, kadının mücadelesinin faşizmi de kapitalizmi de yıkarak yeni çağa öncülük yapacak tek güç olduğudur.