“Tüm iktidar ve devlet ideolojileri, cinsiyetçi tavırlardan ve davranışlardan beslenirler…kadınların köleliği olmadan diğer hiçbir kölelik, bırakın varolmayı, gelişemez dahi. Kapitalizm ve ulus devlet, erkek egemenliğin en kurumsal halini temsil eder. Daha cesurca ve açıkça konuşmak gerekirse; kapitalizim ve ulus-devlet despotik ve sömürücü erkeğin tekelleşmesidir”, tespitlerinin sahibi ve Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’nın doğum günü onlarca yıldır Kürt kadınları ve halkı tarafından Nisan ayı başlarken kutlanıyor. Öcalan, Halfeti’nin Amara köyünde, 4 Nisan 1949 tarihinde doğar. Bu anlamda 4 Nisan, tüm yaşamını Kürt halkının sömürgeci, otoriter rejimlerin zulmünden çıkışın koşullarını yaratma, Kürt kadınların ise ulusal ve cins kimliği bağlamında maruz kaldığı çifte sömürüden çıkışının mücadelesine önderlik yaparak geçirmiş bir liderin şahsında bir halkın ve kadınların mücadele hikayesinin başlangıcıdır.

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’nın İmralı mutlak tecridi ve kapitalist sistemin iflası anlamına gelen Covid-19 tehlikesi altında girdiği 72. yaş günü kutlamaları her yıl yapılan kitlesel törenlerle olmasa da Öcalanın fikriyatının değdiği, etkilediği her Kürdün her kadının yüreğinde elbette bu yılda kutlanacak. Bu kutlama hem Kürt halkı hem Kürt kadınları açısından olağan bir doğum günü kutlaması değil nihayetinde! Bir halkın ve o halktan kadınların öncülük ettiği zamanımızın en radikal devrimci mücadelelerinden birinin başlangıç tarihini ifade ediyor. Nitekim Öcalan’ın çocukluğundan itibaren gerek aile içinde gerek toplumsal normlarla yaşadığı çelişki ve çatışmalar kişiliğinin şekillenmesinde etkili olmuş, bu sebeple kadınların özgürlüğü ve halkın özgürlüğü sorunsallarına bir arada yaklaşmış ve kendi hayatını adım adım bu özgürlük problemlerine getirdiği çözüm perspektifleri ile muazzam bir direniş hikayesine dönüştürmüştür.

Öncelikle Öcalan başlattığı mücadeleyi, sadece sömürgeciliğe karşı savaşan silahlı bir örgüt yaratmak olarak tanımlamaz. Bu mücadeleye biçtiği anlam, varlığı yok sayılan bir halkın özneleşme ve kolektif bir özne olarak tarihini yaratma kapasitesini kazandırmak şeklinde ifade edilebilir. Öcalan’a göre Kürtlerin yaşadıkları topraklarda tarih bilinci geliştirme ve tarih yaratma; kendini yeniden üretme araçları ellerinden alınmış bir halkın, bunları yeniden elde etmek için hem dış egemen güçlerle hem de iç kölelik ve gericilikle mücadelesi anlamına gelmiştir. İkinci olarak Öcalan’a göre, Kürt halkının bir varlık problemi vardır. Kürt varlığı bir yok oluşa sürüklenmiş, dünyaya katacağı değerlerinde önüne geçilmiştir. Kültürel, ekonomik, sosyal, ve siyasal alanlarda toplumsal olarak karşı karşıya kalınan saldırılarla mücadele, bu sebeple, evrensel bir anlam taşımaktadır ve dünyanın çoğulluğunu savunmak anlamına gelmektedir. Bu anlamda Öcalan için mesele devlet sahibi olmak değil, Kürt halkının yeniden doğuş meselesidir.

Bu bakımdan anlam yaratmayı esas alan ve anlam yaratmanın özgürlük olduğunu ifade eden Öcalan, başkaldırı, toplumsal örgütlenme, değer üretimi, hakikat, öz savunma, çokluk, din, evren, toplumsal cinsiyet ve aile gibi siyasal, toplumsal ve hatta metafiziksel her mesele ile ilgilenmiştir. Bu sorular kapitalizm, ataerkillik ve sömürgecilik kıskacında ortaya çıkan bireylerin, köleliğini öncelikle kolektif olarak kendi kişiliklerinden söküp atmaları için bir mücadele çağrısına tekabül eder. Bu çağrı, öncelikle sistemin dayattığı kimlikler, mikro güç ilişkileri, duygulanmalar ve değerlerle hesaplaşmaktan geçer ki, bu da öncelikle cinsiyet ilişkilerini sorgulamayı ve alt üst etmeyi gerektirir. Nitekim Öcalan’ın felsefesine göre kadının özgürlük düzeyi toplumun özgürlük düzeyini ve yaşamın özgürlük düzeyini belirler. Günümüzde yaşanan demokrasi veya ekolojik dengesizlik gibi tüm sorunlar cins eşitsizliğine dayanmakta ve kendisini yaşattığı nokta cins sömürüsü olmaktadır.

Dolayısıyla bugün kapitalist sistem ve onun mantık yapısına dayalı kurumlaşmaların insanlığa kazandırmadığı, Covid-19 salgını ile daha net ve sade bir biçimde kendisini ortaya koyarken Öcalan’ın yarattığı değerler sisteminin sadece Kürt halkı için değil tüm dünya için ne kadar hayati bir öz taşıdığını bir kez daha hatırlatmakta fayda var.

Bu açıdan Kürt halkının ve kadınlarının her yıl kutladığı Öcalan’ın doğum günü kutlamalarının anlamı farklılaşmakta ve Öcalanın fikriyatında ve mücadele yaşamında somutlaşmakta, anlamına kavuşmaktadır. Bu vesileyle Önder Apo’nun fikriyatı ile büyüyen bir Kürt kadını olarak, Önder Apo’nun doğum gününü kutluyorum!

Sara Aktaş / Yeni Özgür Politika

Reklamlar