Kürdistan’da
dövüşenler var dağlarda
beyazlar giyinmiş medos kaplanları
su perisi alfesiboya’nın
tanrısal aşkının çocukları

kılıçlarında
kızıl yıldızlar…

savaşanlar üzerine
banko oynuyorlar
beyaz takım elbiseli
dürbünlüler

ve
son seansında
kırmızı ölüm
töreninin
tribünlerde alkışlar!
alkışlar!!
alkışlar!!!
kırmızı kan
paramparça bedenler!..

yere diz çökmüş genç medoslar
aç şeytanlara bakıyorlar

kalkanlarında
bir damla
gözyaşı…

heyhat!
ebu süfyan’ın
karanlıklara kara sevdalı oğulları
marka melankolik kızları yezid’in
torunları
torunlarının torunları
bitlisli şeyhin
fetret döneminden sonra
kristal kupalarda
nektarı içiyorlar
koyu kırmızı
akan damarlarımızda

yeyin
için
çekin enfiyelerinizi
kırmızı yemek töreninde kırmızı
takım örtüleri dizlerinizde
ve gülüşleriniz
karşılıklı bakışlarınızda

II.

cennetin ışıkları göründü, ah!
atılın üstüne! atılın atılın!
o bekleyiş neden?
nasıl dayanır zayıf kalpleriniz zaten
muaviye, ayşe, osman, ömer
hamza’nın yüreği avcunda hind
size el sallar
kırmızı yemekte siz misafirler
hüseyn’in öpülmüş başı sizleri bekler

insan kemiğinden mürekkep ıslıklarımızdan
pusuda bekleyen kibarca sizlere
yayılan bu melodi bu çağrı bizim
kırmızı ölüm töreninin aç şeytanları:

etimizi açlara
susamışlara kanımızı
ve yaksınlar diye kemiklerimizi
üşüyenlere
vermek için
utanç bizim için
biz kendimizi parçalatmakta duraksarsak eğer
utanç sizin için
siz bizi parçalamakta duraksarsanız eğer

yeyin
için
çekin enfiyelerinizi
kırmızı yemek töreninde kırmızı
takım örtüleri dizlerinizde
ve gülüşleriniz
karşılıklı bakışlarınızda

III.

ağaçlarca ormanlarda
yapraklarca ağaçlarda
meçhul medosun
cehennem şafağı
yirmi yedi kışında
ilahî eforla geceden doğan
ebruli rüyamızı
dökemezken
süleyman bile şarkılarına
garnitür diye indiriyorlar
kırmızı yemekte kırmızı
takım örtüleri üzerine

de ki
bilemedin
ne ki
gör!
dağlar denizi karlar delisi
kışın kucağında artemis’in
toz kırmızı kar kefeninde
gülümserken zero
on dördüncü baharına
aç şeytanlar
kan çekiyorlar sarışın başından
bir ayin sahnesinde

kurtarayım derken yangından
‘son savaşçı’nın resmini reşo
on
ne ki
bilemedin
on iki
kışa galebe çalmış aşkın ateşiyle
ve o gün gelince ateşin aşkıyla
pervane gibi koşarken kucağına
aç şeytanlar
yangın karası etine yapışmışlar
bir operet yorumunda

yeyin
için
çekin enfiyelerinizi
kırmızı yemek töreninde kırmızı
takım örtüleri dizlerinizde
ve gülüşleriniz
karşılıklı bakışlarınızda

IV.

selfservis değil mi ki yaptıkları?
sosyal edalarıyla en güzel yerimizi
yani kalbimizi
loş ışıklı akşamlarda
dört mevsimli masaların
politik ticaret pazarlığında

ve
yabancı müzik eşliğinde
fonda…

işte
nasıl da
aşağının bayağısı dalila
sonradan görme, ateşle
üstüne eğilmiş lamanın
sessizlik kulesinde zerdüşt’ün
kurşun ve de aşk yangını
sol göğsünü emmekle meşgul
ve de meşhur
çürüğe çıkmış ancak
protezi henüz yapılmamış
dişi vampir dişleriyle

sana şitaiyeler yazacağım dalila
seni anlatan şitaiyeler
ey şitanın siyahi gülüşü dalila!

yeyin
için
çekin enfiyelerinizi
kırmızı yemek töreninde kırmızı
takım örtüleri dizlerinizde
ve gülüşleriniz
karşılıklı bakışlarınızda

V.

dünyaya ayak üstü inmiş
rant çocukları
yeyin
için
çekin enfiyelerinizi
kan balgamı mideleriniz
gözlerinizden fışkırıncaya kadar
yeyin
için
çekin enfiyelerinizi
kan topu ceninlerinizi
kanlı ağzınızdan kusuncaya kadar

asude anlardan çalınmış
muhabbet tellalı zamanın
augias ahırı gülüşlerinde
müphem damarlardan akan
bir morfin gibi günahlarınız!
bir morfin gibi mideleriniz!!
bir morfin gibi ceninleriniz!!!

yeyin
için
çekin enfiyelerinizi
kırmızı yemek töreninde kırmızı
takım örtüleri dizlerinizde
ve gülüşleriniz
karşılıklı bakışlarınızda

VI.

kalkın
ey meçhul medoslar!
ey aşkın ve savaşın çocukları!
bu komedi yeter!
kalkın ve tanıyın
vatanı yüreklerine gömen
ölülerimizin
makbersiz bedenleri üzerine
şatolar kurmak isteyen
bu sayın lortları
ve leydileri!
kalkın ve sahip çıkın
cehennemden içtiği alevle
buzlar denizinde
irem bağlarını kuran
şövalyelerin
ebruli rüyasına!

ve savurun
şarkılarınızın rüzgârıyla
yüzyıllık utancın
alaycı okyanusuna
kırmızı ölüm yemeğinin
aç şeytanlarını!

Ve anılar

fotoğraflara kazınır dağlarda…

Zero: Mecit KABUL (Edip) kastediliyor. ‘Zer’, Kürtçe sarı demek. ‘Zero’, ‘sarışın erkek’ anlamına gelmektedir. (‘Zerê’ ise, ‘sarışın kadın’ anlamını verir.) Macit Kabul, 1991-92 kışında gerilla havadan ve karadan yoğun düşman saldırıları altındayken Herekol Dağı-Ramûran mıntıkasında çığ düşmesi sonucu şehit olan gerilla. Bu çığ düşmesinde 15 gerilla şehit düştü.

20 Ocak 1992 günü Herekol Dağı eteklerindeki Ramûran mıntıkasında çığ düşmesi sonucu şehit düşen 15 gerilla: Arif TUNÇ (Emin – Botan Eyaleti 4. Bölge Yönetimi üyesi); Abdülaziz DEMİR (Metin – manga komutanı); Mecit KABUL (Edip); Gurbet GÜLENÇ (Rojîn); Sedika GÜMÜŞ (Xelat); Hüsnü ÜSTÜN (Welat); Hüsnü KILIÇ (Celal – manga komutanı); Selamet TANRIVERDİ (Bêrîvan); Manifa KAPALIGÖZ (Emgihan); Salih OKAN (Salih); Ali ELÇİ (Serhat); Muhammed AVDO (Ciwan); Umran Ahmed HACİ XELÎL (Hogir); Süleyman KOLAN (Piro) ve Murat MURAT (Hakkı)

Reşo: Sıddık ŞERİFPUR (Kod adı: Reşo). ‘93 Mayısında, Güney Kürdistan’ın Qaladizê ilçesine bağlı Zelê köyünde kaldığı yerin yanması sonucu şehit düşen 11 yaşındaki genç. Bir gece kendisinin, kardeşinin ve kendileri gibi üçüncü bir çocuğun kaldığı çadır gaz sobasından kaynaklı olarak ateş alır. Çocuklar ve Reşo kurtulurlar. Ancak Reşo, dışarıdan yanan çadırı seyrederken o sırada gözü çadırın içinde asılı olan ve ucundan yeni yeni yanmaya başlayan Rêber APO’nun resmine takılır. Ve resmi kurtarıp getirmek için hızla ateş kütlesi halindeki çadıra dalar. Resmi alır ve fakat dönerken çadırın ortasında ayağı takılıp düşer. Vücudunun çeşitli yerlerinden yanar. Sonra iki kişi tarafından zorla çadırdan dışarı çıkarılır ve tıbbi müdahale yapılır; ancak kurtarılamaz. Şehit düşerken sürekli ’’Berxwedan jiyane! Bijî Serok Apo!” sloganlarını atar.

‘Zero’ kavramı gibi, ‘reşo’ kavramı da, Kürtçe ‘kara’ demek olan ‘reş’  kelimesinden türemedir. Erkekler için, ‘kara-esmer’ anlamına gelen ‘reşo’ denirken, kadınlar için bu hitap ‘reşê’ şeklini alır.

kırmızı ölüm töreni – şiir için açıklama ve notlar:

Şiirin esinlendiği Zerdüşti ‘ölüm töreni’: Bu dinin adetlerine göre, ölüler toprağa gömülmez veya yakılmaz; etçil hayvanların, akbabaların yemesi için, şehrin dışında genellikle yüksek yerlerde silindirik biçimde inşa edilen kulelerde çıplak bir şekilde açıkta bırakılır. ‘Dakhma’ denilen bu ‘sessizlik kuleleri’nin tepesinde ölü beden, doğanın sonsuz sessizliğinde yırtıcı kuşlara emanet edilir. Ölünün etleri hayvanlar tarafından yenildikten sonra kalan kemikler ise, güneşte kurumanın ardından kule içinde saklanır. Bu, haşir gününde ölünün yeniden dirilmesi inancıyla yapılır.

Medos ve Alphesiboia: Yunan mitolojisine göre, Dionysos asyalı nympha (peri) Alphesiboia’ya âşık olur. Tanrı onu elde etmek için bin bir çare düşünür, sonunda bir kaplan olup kızı kovalamaya başlar. Koşa koşa bir ırmağın kıyısına gelirler. Kız ırmağı geçebilmek için tanrının kolları arasına girmeye razı olur. Ve Dionysos’tan gebe kalıp Medos’u doğurur. Medos, Med’ler boyuna adını verdiği gibi, geçilen ırmağa da Tigris (Dicle) yani Kaplan Irmağı denir.

Ebu Süfyan: Önceleri İslamiyete ve Muhammed’e açıkça cephe alıp, Uhud ve Hendek savaşlarında karşı cephenin komutanlığını yaparak birçok Müslümanı katleden Mekke’nin zenginlerinden. Mekke’nin fethi sırasında Müslüman oldu. İslamın dördüncü halifesi Ali’ye isyan ederek kendisini halife ilân eden Muaviye’nin babasıdır. Ebu Süfyan, bazı Müslüman kesimlerince samimi bir müslüman olarak kabul edilmeyip, İslamiyet’in ikidar nimetlerinden yararlanmak isteyen ve dinin içten bozulmasına neden olan kişilerden biri olarak görülür.

Yezid: Muaviye’nin oğludur. Hilafeti babasından devralmış ve saltanata dönüştürmüştür. Kerbelâ olayının sorumlusu olarak Müslüman kesimlerce İslam’da zulmün ve kötülüğün sembolü olarak anılır. 

Bitlisli Şeyh: Tanınmış Kürt ileri gelenlerindenŞeyh İdris-i Bitlisi. Diğer Kürt aşiretlerine öncülük yaparak Osmanlı padişahı Yavuz Sultan Selim’le gerçekleştirdiği antlaşmadan dolayı bazı Kürt kesimlerince benimsenmeyen bir kişilik.

Hind: Utbe’nin kızı Hind. İslami anlatı şöyle der: Hind, Hazreti Hamza’yı öldürmesi için, Vahşi’yi teşvik eder. Hazreti Hamza’yı şehit eden Vahşi daha sonra bir kenara çekilir. Hind üzerindeki takılarını çıkarır Vahşi’ye verir. Ve Hazreti Hamza’nın yanına gelerek onun burnunu, kulaklarını keser, cesedine işkence yapar. Hatta Hazreti Hamza’nın ciğerini bile çiğneyerek parçalar.

Artemis: Mitolojiye göre Yunanistan’ın vahşi doğa, avcılık ve ay tanrıçasıdır. Doğa güçleri üstünde egemenliği vardır. Yabani hayvanların ve doğumun efendisidir. Genellikle, Anadolu kökenli bir tanrıça olduğuna inanılır.

Dalila: Yahudi dinsel anlatılarına göre, İsrailoğullarının önderlerinden Samson’a ihanet eden kadın. Kendisine âşık olan Samson’u oyuna getirip düşmanlarına teslim eder. Bu nedenle Dalila, tarihte, kadının aşka ihanetinin sembol ismi olarak kabul edilir.

Augias Ahırları: Yunan mitolojisine göre Kral Augias’in sahibi olduğu, hiç bir zaman temizletilmemiş ahırlar. Yarı tanrı-yarı insan Herkül oraya geldiğinde temizler. ‘Augias Ahırı’ deyimi, mecazi anlamda, temizlik yüzü görmemiş çok pis, pislik yerler ve bu tür durumları belirtmek için kullanılır.

İrem-İrem bağları: KUR’an’da Ahkâf adıyla anılan, Yemen ile Umman arasında bulunan şehir ve bu şehirdeki bağlardır. Yüksek ve gösterişli binaları, muhteşem sarayları, yer altı depoları ve havuzları, bol otu, suyu, sürü sürü davarları ve bağ-bahçeleriyle göz kamaştırıcı güzellikte meşhur bir yerdir. Özellikle ‘İrem Bağı’ denilen bağlarının güzelliğiyle adeta cenneti andırır.

Reklamlar