Faşizme karşı eylemsiz kalmak; psikolojik savaşın amacı doğrultusunda hareket etmek ve kendini ölüme yatırmaktır. Bunun Kürtler için anlamı kendini soykırım bıçağı altına yatırmaktır. Bu, koronavirüsten bin kat daha öldürücü ve yok edici değil midir?

AKP-MHP iktidarının sallandığı ve kendisini zorla ayakta tuttuğu bu süreçte koronavirüs iktidarlarını ayakta tutmak için kullanılan bir araç haline getirildi. Başta Kürtler olmak üzere tüm demokrasi güçleri bu psikolojik savaş etkisinde ve illüzyondan kurtularak derhal faşizme karşı örgütlenme ve eylem seferberliğine geçmelidir.

Koronavirüsü dünyada en fazla özel savaş haline getiren, topluma yönelik psikolojik harekata dönüştüren ülke Türkiye olmuştur. Koronavirüsten önce de bir özel savaş iktidarı ve devleti haline gelen Türkiye koronavirüsü de demokrasi güçlerine, tüm muhalefete ve Kürt halkına karşı bir özel savaş aracı haline getirmiştir. Koronavirüs zamanını demokrasi güçlerini ve Kürt halkının özgürlük mücadelesini nasıl bastırırım çerçevesinde ele almıştır. Diğer kapitalist ülkelerdeki gibi biraz toplum sağlığını düşünen bir yaklaşım içinde olmamıştır. Sağlık boyutu ile ilgilenme konusunu da tamamen bir psikolojik harekat olarak ele almış; iktidarını ayakta tutma fırsatı haline getirmiştir. Bu iktidarın tek amacı vardır; demokrasi güçlerini ve Kürt halkının özgürlük mücadelesini ezmektir.

Tayyip Erdoğan hala tüm şifreleri çözülmeyen 15 Temmuz darbe girişimini Allah’ın bir lütfu olarak değerlendirmişti. Bu darbe girişiminin darbe içinde darbeyi gerçekleştiren bir düzenek olduğu yönünde fazlasıyla iddialar vardır. Önceden haber alınıp bir karşı darbeye dönüştürülme biçiminde planlandığı yönündeki iddiaların sonuçlara bakıldıkça gerçek olma ihtimalinin yüksek olduğu görülür. Koronavirüs tabi ki AKP-MHP iktidarı tarafından planlan ve yönlendirilen bir biçimde ortaya çıkmamıştır. Ancak 15 Temmuz darbe girişimi nasıl ele alınmışsa Koronavirüs de böyle ele alınmıştır. Demokrasi güçlerine ve Kürt halkına karşı bir saldırı ve psikolojik harekata dönüştürülmüştür.

Koronavirüs zamanında AKP-MHP faşist ittifakına yönelik her eleştiri toplumu paniğe sevk etme, koronavirüse karşı mücadeleyi sabote etme gibi değerlendirilip ihanetle suçlanmış ve yargılama konusu yapılmıştır. Daha önce var olan demokrasi güçlerine ve Kürt halkına yönelik saldırılar koronavirüs zamanında artırılmıştır. Her türlü muhalefetin bastırıldığı, iki kişinin bir araya gelmesinin suç ilan edildiği ortamda demokrasi güçlerine ve Kürt halkına her gün saldırı üstüne saldırı yapılmıştır. Kendileri her gün saldırırken, askeri, polisi ve yargısı evinde ve yerinde oturmazken halkı eve kapatma ve her türlü eylemi suç sayma normalleştirilmiş ve meşrulaştırılmıştır.

AKP-MHP iktidarı yıkılma noktasına gelmişti. Aslında 31 Mart ve 23 Haziran seçimlerinde 7 Haziran 2015 seçimlerinde olduğu gibi yenilgiye uğramıştı. Siyasi olarak iktidardan düşmüştü. Ancak mücadele geliştirilip iktidarı bırakması dayatılmadığı için kendini toparlayıp iktidarını sürdürme fırsatı buldu.

AKP-MHP iktidarının sallandığı ve kendisini zorla ayakta tuttuğu bu süreçte koronavirüs iktidarlarını ayakta tutmak için kullanılan bir araç haline getirildi. Koronavirüsle birlikte demokrasi güçlerine ve Kürt hakına yönelik saldırıda yeni bir planlama içine girildi. Zaten koronavirüs ilk çıktığında, daha Türkiye’de var olduğu kabul edilmediği günlerde bizim için her bakımdan yeni fırsatlar doğacak, dediler. Ekonomide önemli fırsatlar elde edeceklerini, söylediler. Öyle ki, koronavirüsü sanki kendileri tarafından yaratılmış ve kullanılması için planlanmış bir hastalık olarak ele aldılar.

Koronavirüsü topluma karşı bir savaş gibi ele alıp planlayan ve pratikleştiren tek ülke Türkiye oldu. Öyle ki, koronavirüsten kaç kişinin öldüğünün kamuoyuna yansıtılacağı konusu bile her gün planlandı. Bu planlama doğrultusunda her gün sağlık bakanı ya kameraların karşısına çıkarak yada attığı twittlerle bu psikolojik harekatı yürüttü. Zaten önceden bir özel savaş ve psikolojik harekat iktidarı olduğu için bu işi yapmada fazla zorlanmadılar. Hatta özel savaşı daha da yaygın ve yöntemlerini çeşitlendirerek pratikleştirdiler.

Dünyanın birçok ülkesinde koronavirüs ortamında siyasi güçler bu durumu kendi dışındaki toplumsal kesimlere ulaşmaya, siyasi gerilimleri yumuşatmaya yönelirken AKP-MHP iktidarı tam tersini yaptı. Kutuplaştırmayı artırdı. Diğer toplumsal ve siyasi kesimlere karşı daha düşmanca bir yaklaşım içine girdi. Tüm muhalefeti ezme ve öngördükleri siyasi ve toplumsal sistemi hakim kılmayı esas aldılar. Tabi bunda AKP-MHP iktidarının sadece bir sistemde iktidar olmayı değil de, siyasi ve toplumsal sistemi tümden değiştiren bir amaca sahip olmaları temel etken oldu. Bu siyasi amaçları için de tüm demokrasi güçlerini ve en dinamik toplumsal kesim olan Kürtleri ezme hedef alındı. AKP-MHP ittifakı koronavirüs zamanında neden faşist saldırılarını artırdı sorusunun cevabı bu gerçeklikte yatmaktadır. Bir kısım muhalif kesimin bu durum karşısında şaşkın hale gelmeleri bu iktidarın karakterini anlamamasından iler gelmektedir.

AKP-MHP faşist iktidarının bu dönemde saldırısını artırması ve iktidarını güçlendirme adımları atması muhalif güçlerin koronavirüsün psikolojik savaş haline getirilmesinin etkisinde kalmalarının payı da büyüktür. AKP-MHP faşist iktidarı koronavirüs zamanını taşları bağlama ve köpekleri salma biçiminde değerlendirmiştir. Muhalefeti mücadele edemez hale getirip dikensiz gül bahçesinde iktidarının ömrünü uzatma hesapları içine girmiştir. Muhalefet ise koronavirüsün psikolojik harekat haline getirilmesinin etkisinden çıkmamıştır. Bir tür hipnotize olmuş durumda atalet içine girmiştir. Mevcut iktidarın karakterini kavrayamadığından bazı söylemlerle bu iktidara karşı muhalefet yaptığı yanılgısı içine düşmüştür, hala da bu yanılgı ve illüzyon hali sürmektedir.

Bu psikolojik savaşın esas hedefi de Kürtler olmuştur. Çünkü Kürtler Türkiye’nin en dinamik demokrasi gücüdür. Faşizme karşı direnişin esas yükünü Kürtler çekmektedir. Kürtler direnişleri ve mücadeleleriyle AKP-MHP faşizminin amaçlarına ulaşması önünde en temel engeldirler. Bu nedenle Kürt halkının mücadelesini engellemek için her yol ve yönteme başvurmaktadırlar. Koronavirüs döneminin ilk saldırısı belediyelere kayyum atmak olduğu gibi normalleşme demagojisinin ilk hedefi de yine Kürdistan’daki belediyeler olmuştur. Kürdistan’da önceden de toplumsal eylemlere şiddetle saldırırken, şimdi bu saldırısını normalleştirmiş ve meşrulaştırmıştır. İnsanların bir araya gelmesini engellemeyi koronavirüsü gerekçe göstererek yapmaktadır. Nusaybin’de olduğu gibi 2 çocuğun bir araya gelmesine bile görülmedik bir şiddetle saldırılmaktadır. Çünkü talimatı böyle almışlardır. Bu uygulamaları da Koronavirüsün psikolojik harekata dönüşmesinin toplumda yarattığı etkiyi kullanarak da yapmaktadırlar.

Koronavirüs zamanında topluma yönelik psikolojik harekat yürütülüp toplum tepkisiz ve hareketsiz bırakılırken normalleşmeye geçme sürecini de bu durumu tamamen hukuki, yasal ve meşru hale getirme olarak pratikleştirmektedirler. Normalleşmede fabrikalar, iş yerleri, devlet kurumları çalışacak, yargı, polis, asker saldırıları sürecek ama iki kişi bir araya gelmeyecek! Normalleşme dedikleri dönem tamamen toplumun tepkisizleştirildiği, susturulduğu, insanların sadece sömürü düzeni ve çarkın parçası haline getirildiği dönemdir. Bu, yaşamın normalleşmesi değil, faşist diktatörlüğe boyun eğmenin bir sistem hale getirilip normalleştirildiği dönem olacaktır. Tüm faşist diktatörlerin amacı olan siyasal ve toplumsal yaşamın hakim kılınması sağlanacaktır. Normalleşme denilerek; kabul ettirilmek ve kalıcılaştırılmak istenen düzen budur.

Başta Kürtler olmak üzere tüm demokrasi güçleri bu psikolojik savaş etkisinde ve illüzyondan kurtularak derhal faşizme karşı örgütlenme ve eylem seferberliğine geçmelidir. Koronavirüs ve bu virüse karşı alınması gereken önlemler bu örgütlenme ve mücadeleye engel değildir, engel haline getirilmemelidir. Faşizme karşı eylemsiz kalmak; psikolojik savaşın amacı doğrultusunda hareket etmek ve kendini ölüme yatırmaktır. Bunun Kürtler için anlamı kendini soykırım bıçağı altına yatırmaktır. Bu, koronavirüsten bin kat daha öldürücü ve yok edici değil midir?

Koronavirüs zamanı Kürtleri soykırıma uğratma zamanı haline getirilmiştir. Tüm Kürtler bunu görmeli, hipnoteize ve illüzyonun yarattığı uyku ve tepkisizlik halinden çıkmalıdır. Her sokak, mahalle, iş yeri bir örgütlenme ve eylem alanı haline getirilmelidir.

Koronavirüs şimdiye kadar görülmedik düzeyde psikolojik harekat aracı haline getirilmiştir. T.C’nin Kürt tüm psikolojik harekatları istenilen sonucu vermezken, koronavirüs psikolojik harekatına yenilmek kabul edilemez bir durumdur. Soykırımcı sömürgecilik uyuşturucu, fuhuş gibi her türlü hastalığı ve kötülüğü Kürtlere karşı psikolojik savaş aracı haline getirdiği gibi koronavirüsü de böyle bir araç haline getirmiştir. Kürdistan’da Koronavirüse zamanında hiçbir müdahale yapılmaması da bilinçliydi; hala bu virüsün varlığına göz yumarak bunu psikolojik savaş aracı haline getirmesi de bilinçlidir. O halde soykırımcı sömürgeciliğin bu özel savaşını ve psikolojik harekatını koşullara uygun örgütlenme ve eylem biçimleriyle boşa çıkaralım, soykırımcı saldırılara mücadele ile karşılık verelim, kendimizi soykırım bıçağı altından kurtaralım…

Reklamlar