Amed Piran

12 Eylül askeri cuntanın rahminde doğan AKP, boynuz kulağı geçer misali ustası olan Kenan Evren’e rahmet okutacak düzeyde Kürt düşmanlığı ve vahşette sınır tanımamaktadır. Bu bir başarı mıdır? Ancak unutulan bir gerçek var ki, Cuntanın şefi Kenan Evren, Dağkapı’da yaptığı mitingde, parmağıyla cezaevini gösterip “Burada öyleleri var ki, kafalarını kopartsanız ideolojilerinden vazgeçiremiyorsunuz” diyerek yaşadığı yenilgiyi itiraf etmişti. Ustalarının akıbetini paylaşmaktan başka çareleri olmayan AKP-MHP faşizmi de yenilgisinin itirafına az bir zaman kaldı. Nasıl ki, 12 Eylül faşizmi Amed zindanında kırıldı ise, AKP-MHP faşizminin de Haftanin’de kırılacağı kesin gibi.

14 Temmuz’da Amed zindanında PKK önder kadroları şahsında teslim alınmak istenen Kürt halkının büyük zaferi yaşanmıştı. Ayaklar altına alınmak istenen bir halkın, bir ulusun alnı yıldızlara değecek kadar yüceltilmişti. O nedenle Halkların Önderi Öcalan 14 Temmuz’u “Ulusal Onur Günü” olarak ilan etmişti. Bir halkın varlığı söz konusu olduğunda tereddütsüz olarak bedenlerini ölüme yatırarak dirhem dirhem erime pahasına bir halkın yenilmez iradesi açığa çıkarılmıştı.

14 Temmuz direnişçileri mahkemede savunma yaparken şöyle demiştiler, ‘… Kürdistan’da Türk burjuvazisinin sömürgeci egemenliği vardır. Bu egemenlik Kürdistan toplumuna yabancıdır, çağdışıdır ve zorla ayakta tutulmaktadır. Bu egemenliğe karşı bağımsızlık ve özgürlük mücadelesi vermek her bilinçli ve dürüst Kürdistan insanının görevidir. Kürdistan’da böyle bir mücadele başlamış, Kürdistan halkı kurtuluş sürecine girmiştir. Bu süreci durdurmaya hiç bir zor kuvvetinin gücü yetmeyecek, zafer mutlaka Kürdistan halkının olacaktır. …’

Sarf edilen bu tarihi sözler sonrası o gün orantısız bir güç, işkencelerden yara bere içinde olan bedenleri ve keskin iradelerinden başka hiçbir silahları  olmayan Hayri Durmuş, Kemal Pir, Akif Yılmaz, Ali Çiçek savaş meydanına inmişti. İnsanlık tarihinin görmüş olduğu en büyük irade savaşı verilecekti. Ölümden yaşamı yaratmak.

Bir yıl önce “Kürdistan Vietnamlaşıyor, bu insan çığlıklarını unutmayın” diyen Hayri Durmuş mahkemede fitili ateşlemiş ve ardından beş el daha kalkmıştı. Gardiyanlar, ‘Ölüm orucuna girenler bir adım öne çıksın’ demişti. Yüzbaşı Esat, Kemal’e yaklaşarak ‘Kemal sen daha önce de böyle bir şeye öncülük yaptın. Ama başaramadın. Sen şimdi yeni bir çıkış yapıyorsun. Başarabileceğini inanıyor musun’ dedi. Kemal Pir, ‘Birinci çıkışı gerçekleştirdik. Bununla tam istediğimiz sonuca ulaşamadık. Eğer ben bunu başaramazsam tarih önünde kimin haklı çıkacağı belli olur. Aynı şeyler tekrarlanmayacak. Ben Kemal Pir’sem bunu sana ispatlayacağım’ demişti.

Kemal kazanacaklarını ispatlamıştı. 9 Eylül’de şehadet tacını giydiğinde ölüm yenilmiş, özgür yaşamın yolları sonuna kadar açılmıştı. Ölüm orucunun büyük komutanı Hayri Durmuş 12 Eylül’de şehadete ulaştığında, ‘mezarıma borçludur’ yazın diyerek bundan sonraki mücadele çizgisini bu sözlerle belirlemişti. Yaşarken Partiye, Şehitlere ve Halka “Borçlu ölmemeyi” vasiyet etmişti. 15 Eylül’de Akif Yılmaz ve hemen ardından  17 Eylül’de gençliğin Kızıl yıldızı Ali Çiçek  şehadet tacını takarak direnerek kazanma ve zaferin yolunu açtılar.

14 Temmuz şehitlerinin haberinin yayılması üzerine yüzlerce tutsak eyleme geçmişti. Panikleyen Türk sömürgeciliğinin özel savaş generalleri direnişçilerle görüşüp geri adım atarak yenilgilerini ilan etmişti. O gün sadece 12 Eylül faşist rejimi yenilmemişti, aynı zamanda 12 Eylül rejiminin egemen kılmaya çalıştığı ihanette kesin bir yenilgiye uğratılmıştı.

14 Temmuz ruhu Kürdistan dağlarına ulaştığında Agit olup Sömürgeci Karakollara ilk kurşun olmuştu. 1986’da ise bir gerilla ordusuna dönüşmüştü. 90’larda serhildanlara dönüşüp halkın kendi içinde serhildan önderlerini yaratmıştı. Rojava’da DAİŞ karşısında bütün bir insanlığın onurunu savunan halkların ordusuna dönüşmüştü. Bu gün ise başta Heftanin olmak üzere Kürdistan’ın bütün bir coğrafyasında sadece Güney Kürdistan’ı değil, bütün bir Ortadoğu halklarının geleceğini karartmaya çalışan Türk işgal ordusuyla final savaşına  dönüşmüş durumda.

Dolayısıyla bu gün Kürt halkının ulusal onurunu, halkların ve büyük insanlığın onurunu gerilla korumakta. Aynı zamanda Kürt halkını soykırıma uğratmak isteyen Türk sömürgeciliğine ve halkına ihanet eden işbirlikçilere karşı yine gerilla savaşmakta. NATO’nun bütün teknik gücünü arkasına alarak ülkemizi işgal etmek isteyen AKP-MHP faşizmine karşı tıpkı 14 Temmuz direnişçilerinin Türk faşist mahkemelerinde seslendiği gibi, ‘Bu egemenliğe karşı bağımsızlık ve özgürlük mücadelesi vermek her bilinçli ve dürüst Kürdistan insanının görevidir.” Bu çağrı bugün fazlasıyla geçerli.

Nasıl 14 Temmuz Şehitleri Kürt halkına ve büyük insanlığa karşı görevlerini canları pahasına fazlasıyla yerine getirdiyse, bizlerinde varlığımızı onlara borçlu olduğumuz unutulmamalı. Bugün gerçekten de Kürdistan Vietnam’ı aşmış durumda. Soykırım savaşına karşı kendisine yurtseverim diyen her Kürdün, kendisine insanım, özgürlük ve demokrasiden yanayım diyen her Türkünde böylesi faşist, zalim, sömürücü, hırsız, işkenceci ve katiller müteşekkil AKP-MHP özel savaş rejimine karşı gerillanın direnişinin etrafında birleşmeli ve ayağa kalkmalı.