“Tavus Meleği, Tanrı’dan başkasına secde etmeyeceğini, çünkü kendisinin ateşten, Adem’in topraktan yaratıldığını söyleyerek secde etmeyi reddeder. Bunun üzerine Tanrı, onu cennetinden kovar, o da 7 bin sene ağlayıp gözyaşı döker, öyle ki döktüğü gözyaşlarıyla cehennemin ateşini söndürür. Tanrı ödül olarak, onu tekrar cennetine kabul eder. Ve 7000 yıldan sonra artık ateşin çocukları doğuyorlar. Bazı kahinlere göre bu 7000 yıl önce aynı zamanda din kelimesinin oluştugu yıldır.”

Kürdistani olan evrenseldir, evrensel olan Kurdistanidir belirlemesi muhteşemdir. Kürtlere üç şey öğretilmez onlardan öğrenilir: İnsanlık, din ve dil. Bazı vasıfların artık çok gereksiz ve maksatlı olduğunu biliyoruz. Bir toplumun ölçüsü devlet, ordu, hazineler ve geniş topraklar değildir. Bunların çalınabileceğini de artık biliyoruz. Dili olmayan sözde zengin bir dil, çalmak, gaspetmek için güçlü bir ordu ve devlete ihtiyaç duyduklarını biliyoruz. Kürtlerin bunlardan hiç birisine ihtiyacı olmamıştır. Belki de topraksız, dilleri yasaklanmış ve parçalı olmalarının sebebi de insan olmalarından kaynaklıdır. Ne mutlu Kürdüm diyene!
İnsanlığın doğal tarihsel akışında düşünce ve kelimeler aralıksız bir şekilde bağlantılı olup makul bir evrim içinde gelişim sağlamıştır. Çok çelişik gözüken bazı kavram ve kelimeler esasında birbirlerinin varlık nedeni hatta birbirlerini doğurmuşlardır. Mitolojik ve inanç çağından türemiş olan temel kelimelerden bir tanesi olan din, felsefenin teori ve bilimin paradigma dediği kavramların kaynağı “di” kelimesidir. En eski sembollerde gözün çok fazla işlenilmesi ve tanrısal bakış, içgörü gibi nitelikler atf edilmesi bununla bağlantılıdır. Kürtler’deki inanç anlamındaki “din”ile delilik olarak bilinen “din” araştırılmaya muhtaçtır. Kürtler’deki din olarak bildiğimiz delilik bir çeşit içgörü, aşkınlık anlamındadır. En eski “di” kavramından türemiş olması muhtemeldir. Kürtçe dilinde hala çok yaygın olan “Dînê çolê” kelimesi buna çağrışım yapmak anlamında türetilmiştir. Farsça’da her nekadar “divane” biçiminde benzetim yoluyla ilişki kurulmuşsa da kelimenin en saf ve kök üzerinden hereketlendiği dil Kürtçe’dir. Din ve din, deli ve inaç alanı bazında en direk şekilde kullanılmıştır.
~ Fa dīvāne/dēvāne ديوانه deli, cin çarpmış → dev~ Fa dīv/dēv ديو Fars mitolojisinde kötü ruhlu efsanevi yaratık, cin << OFa dēv a.a. << EFa daiva- a.a. = Ave daēva– Zerdüşt inancında kötülük tanrısı, şeytan, cin << HAvr *deiwos tanrı < HAvr *dyeus gün, güneş, güneş tanrısı.

Din kelimesinin Sümer diline kulaç attığını biliyoruz. Dingır, Dingırmama büyük tanrı ve tanrıçalara verilen addır. Avesta kutsal kitabımızda görmek ile din kelimesi aynıdır. Din ve görme işlevine birlikte deêna denilir ve çok makûl bir seslendirme olmaktadır. Çok gariptir ki bütün Latin kaynaklı dilleri etkileyen Grekçe’de dine Thêoro denilip okunuşu Medçe olan daheî ile aynıdır. Şayet görme olan dîtin kelimesine bir göz atsak göreceğizki din kelimesiyle hemen hemen benzerdir.
Dîtin” kelimesinin kökeni Proto-hind û ewropada: dheiə (“pê hesîn, dîtin, bihîstin”)
Proto-aryayice: daheî- (“dîtin, bihîstin”)
Avestaca: deêna – (“dîtin “)
Eski Farsça: dī- (“dîtin”)
Penjabça: dyd- (“dîtin”)
Medya- Persçe: dyd- (“dîtin”)
Hotenî: dai- (“dîtin”)
harezmî: dy- (“dîtin”)
Farisî: dīdan (“dîtin”)
Belûçî: dīt- (“dîtin”) … ir
Kurmancî: dîtin (“dîtin”)
Kürtçe (Soranî): dîtin, bînan (“dîtin”)
Hewramice: diyay (“dîtin”) …
Zazaca: diyene, vînayen- (“dîtin”)
şexbizince: diyin, wînandin- (“dîtin”)
Sanskritçe: dhay- (“bihîstin”)
Yunanca: theôréô (“dîtin”)

Eski diller veya dil evriminde akraba sesler unutmayı engelemek için benzer semboller gibi, benzer sesleri de esas almıştır. Günümüzde dahi hatırlamayı kolaylaştırmak için çağrışım sağlayacı sembol veya sesler kullanılmaktadır. Kürtçe’deki en eski seslerden bir tanesi “da” kelimesidir. Kürtçe’de görmek, vermek sesleri akraba seslerdir. “Da,” “di” sesleri büyük ihtimalle Kürtçe’nin en eski sesleridir. İki sesin de tanrısal olması bundan kaynaklanır. Tanrı ve din olarak kendini yaratan ve herşeyi gören manasında Grekçe’de “teo” tanrının tam karşılığıdır ve bundan kaynaklı da “teori” kelimesi büyük görüş manasında kullanılmıştır. Teo ve teori aynı kelimelerdir ve üzeri kazındığında Kürtçemizdeki “di” kelimesinden türetilmiş dhê, dhî seslerî çıkar. Teo kelimesinin açılımı şöyle yapılmış:

Fransızca théo+ veya İngilizce sadece bileşiklerde görülen theo+ “tanrı veya din” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Eski Yunanca théos θέος “tanrı” sözcüğünden türetilmiştir. Yunanca sözcük Hintavrupa Anadilinde yazılı örneği bulunmayan *dhəs-o- biçiminden evrilmiştir. Bu biçim Hintavrupa Anadilinde yazılı örneği bulunmayan *dhēs- “tanrı” kökünden alınmıştır. Teoriye geçmeden önce Zeus olarak bildiğimiz Greklerin güneş tanrısı tamamıyla “di” kelimesine dayanmaktadır. Grekçede “os” veya “us” sonektir. Zaten okunuşu da “di” sesine çok yakındır; Zeus (Eski Yunanca: Ζεύς, Zeús; Modern Yunanca: ∆ίας, Días), Zeus mitolojisi konumuz açısından çok detaylı bilgiler sunmaktadır. Zeus, özünde bir kombinasyondur. Zeus’un babası titandır ve titan dêw, dev demektir. Temsil ettiği değerler Meşe, Kartal ve Boğadır. Kartal Hitit, Meşe ve Boğa da zaten Mezopotamyanın ve Kurdistan’ın en eski sembolleri olmaktadır. Ali Şeriati haklıdır ve gerçekten Grek kültürü kazıldığında altında Kürt kültürü çıkıp, o çağın temel kelimelerini araştırdığımızda bir çok ezberimizi bozmaktadır. “Di” muhteşem bir kelime olup adeta kendi çağında çiçeklenmiştir. Hindistana ayak basıp div olmuş; din yerine tanrı olarak okunmuş. “Dev” kelimesinin kökeni Sanskritçe’de (Eski Hintçe) yer alır, ve bu dilde asıl anlamı “tanrı” demektir. Deva tanrıları, Devi ise tanrıçaları[1] adlandırmakta kullanılan bir sözcüktür.

Çok gariptir ki aynı kelime Apolon tanrısının hikayesini oluşturken, Kürdistanın her hangi dağlık bir yerinde devi olarak yer etmiş. Devi ve Defne kelimelerinin kökeni aynıdır. Devi ile meşe ağacı anlam bazında aynı olup tanrıça Stêr’ın da sembolüdür. Ağaç halinde olmayan yeşil kütleye devî denilir ve ağaç çeşidi çok önemli değildir. Zaten defne ağacı da aynen öyledir. Dil muhteşemdir ve Rêber APO boşuna Neolitik için “dil devrimi” dememiştir. Öykû ve hikayeler çağıdır. Adeta dil ile sarhoş olunur. Kelimelerin ruhu ile yeni dünyalar yaratılır. Defne ve Apollon hikayesi de bunlardan sadece bir tanesidir. Biz defne ağacının yapraklarını yaz-kış dökmeyen, yemeklere leziz tat veren bir bitki olarak bilirdik. Ama öyle mi ya? Efsaneye göre; Apollon attığı oklarla tanrıları bile aşık eden Eros’la karşılaşır bir gün. Okçuluğuyla ünlü Apollon, Eros’a bu silahın yalnız kendisine yakıştığını, onunla nice yaratıklar öldürdüğünü oysa Eros’un sadece gönül yarası açmaya gücü yettiğini söyler. Tabii bunları duyan Eros gücenmeden durur mu, illa alacak intikamını! Biri aşık eden, diğeri aşktan soğutan iki ok seçer; aşık edeni Apollon’a, diğerini ise peri kızı Dafni’ye fırlatır. Apollon kıza ne kadar aşık olduysa, kız bir o kadar soğur ondan. Dafni önde, aşkından delirmiş Apollon arkada; bir kovalamaca başlar… Yakalanacağını anladığı bir gün artık dayanamayan Devni, babası Peneus’tan kendisini bir ağaca çevirmesini diler. Apollon yanına ulaştığında kalp atışları hala duyulan ağaca sarılır. Onu öper, koklar ve unutmayacağına söz verir. Zaferlerin simgesi bir taç olarak da unutulmamasını sağlar. Apollon’un tüm tasvirlerinde saçlarının defne yapraklarıyla süslü olması bundandır.

Neolitik çağ sonrası her bitkinin benzer bir hikayesi vardır ve biz konu itibarıyla bizi ilgilendiren bitkilerden bahsediyoruz. İçlerinde tanrısal özellik olan, din konularında işlenmiş ve bin yıllarca insanlık hafızasında yer tutmuş kelimeler aslında hiç değişime uğramadan kalakalmışlar. Onları yanlış anlayan biziz. Ruh, rih, rihê, Rhea kelimelerinin seslenişi aynıdır. Birisi arap çöllerinde dolaşırken, diğeri Zeus’un annesi ve en sonundaki de aşık olan bir Kürt çobanının ağzından çıkan kelimeler oluyor. Aynı bu şarkı gibi bin yıl değişmemiştir:
lê lê rihê, riha min î
tu şêrîka emrê min
tu şêrîka mala min î riha min…

Grekler utanarak da olsa kelimenin doğuş mekanınana bir gönderme var. Rhea, Gaia ve Uranos’un kızıdır. Tanrıların anası ve Dağlık bölgelerin tanrıçası olarak bilinir. Kokunun tanrıçasıdır. Önceleri çoğunlukla Gaia ve Kybele ile eş tutulurken sonradan , Olimpos Dağı’nda yaşamamasına rağmen, Olimpian tanrı ve tanrıçalarının anası sayılmıştır. Şimdilik bununla yetinip İslam sofularının Cami bahçelerinde ektiği bitkiye geçelim; ~ Ar rayḥān ريحان [#rwḥ msd.] fesleğen bitkisi, ocimum basilicum < Ar rīḥ/rūḥ ريح/روح (güzel) koku, parfüm, rayiha (= Aram ryhā ריהא a.a. ) → ruh: ~ Ar rūḥ روح [#rwḥ msd.] 1. nefes, soluk, rüzgâr, esinti, ruh, 2. güzel koku (= Aram rūχā רוחא a.a. = İbr rwχa רוח a.a. ) Aramice kelimelerin çoğu komşularından alıntıdır. Aramice kozmopolit bir dildir ve rihê kelimesini komşularından almıştır. Kelimenin Kürtçe semantiği bedene güç veren, beden enerjisi anlamında kullanılmıştır. Evet Rhêa Zeus’un annesi olup, Zeus veya tanrı ile uğraşan bilimin adı teoloji olmaktadır. Teolojinin görme ile ilişkisi çok açıktır. Teo görmektir. Hatta teori kelimesinin açımlanışı bile büyük görme olarak yapılır. ~ Fr théorie 1. gözlem [esk.], 2. nazariye [xviii] ~ OLat theoria a.a. ~ EYun theōría θεωρία görüş, bakış, gözlem. Evet şimdi görme konusunu detaylandıralım.

Güneş ve gözün aynı sembol olarak toplumsal hafızada yer edindiğini benzer kelimelerden anlamaktayız. Göz ve güneş görüntü veya biçim olarak da birbirine benzer. Nihayetinde Zerdeşt’in Ahura Mazda’sını günümüz Kürtçesi’ne çevirdiğimiz zaman “Büyük Görüş” olarak anlam verdiğini fark ederiz. Güzel Kürtçemizde “awir, awr “olarak keskin bakışlara gönderme yapıldıgı ve iç enerjinin gözlerle yansıtıldıgı aşk anlarına denir. Ahura Mazda’nın “Awira Mezin” olduğunu artık biliyoruz. Bugün bile Aura yada aurasını kaybetti biçiminde ilham, ışık ve iç sezi olarak kullanılan kelime ordan gelmedir. Grekler’de Aura adında bir ışık ve şafak tanrıçası vardır. Evet bu belirleme “di” “din”ile görmek arasında ilişki sağlayacağı tanrı Awira Mezin (Ahura Mazda) ile muhteşem bir kombinasyon olmaktadır. Arapça’daki “din” kelimesi çok gençtir ve yüklenen anlam büyük ihtimalle İslam ile başlamıştır. İnanç ve ibadet kuralları şeriattır ve din kelimesi de çok kullanılmaz Arapçada. Açılımı şöyle yapılır din kelimesinin;

Arapça dyn kökünden gelen dīn دين “inanç ve ibadet kuralları sistemi” sözcüğünden alıntıdır. Arapça sözcük Orta Farsça (Pehlevice veya Partça) aynı anlama gelen dēn sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Avesta (Zend) dilinde daenā- “a.a., özellikle Ahuramazda veya Zerdüşt dini” sözcüğünden alıntıdır. Bazı kelimeler vardır ki kök aynı olmasına rağmen kullanım amacı farklıdır. Örnek olarak Zeus ve Deyyus aynı kelimelerdir. Deyyus Arapça da namusuz, eşini satan, kızıyla yatan vb anlamında kullanılırken, Deyyus ve dinin kökeni aynıdır. Arapça’daki Deyyus kelimesi etimolojik değildir ve semantik olarak Arapça’ya geçmiştir. Etimolojik olarak aynı kökten gelen kelimelerin akraba dillerdeki anlamları çoğunlukla uzak düşmez.

Örnek olarak Din, teo, teoloji, teori, teorem kelimelerinin yanı sıra benzer manada kullanılan Paradigma kelimesi benzer işlevi görmektedir. Eski Yunanca dilinde pro, para önekleri Kürtçemizde ekli daçek olarak “ber” ve “berê” olarak kimi yerde önek, kimi yerde de yardımcı fiil gibi bir rol üstlenirler. Bermali, beravêt, bersî gibisinden örneklerle çoğaltıla bilinir. Bunlar önek olarak Yunanca diline de geçmişlerdir. Örnek prokürt, prototip yada paradigma ve parametre olarak denk, öncesi ve eşitlik ölçüsü biçiminde kullanılır. Nihayetinde etimolojik açılımı da tıpkı yaptığımız yorum gibidir. Fransızca paradigme “örnek, model” sözcüğünden alıntıdır. Fransızca sözcük Eski Yunanca aynı anlama gelen parádeigma παράδειγμα sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Eski Yunanca paradeíknymi παραδείκνυμι “iki şeyi yanyana koyup kıyaslamak, örnek olarak göstermek, teşhir etmek” fiilinden +ma sonekiyle türetilmiştir. Yunanca fiil Eski Yunanca deiknými, deig- δεικνύμι, δειγ- “göstermek” “görmek” fiilinden para+1 önekiyle türetilmiştir. Paradigma kelimesinin Kürtçe okunuşu berdîtin olup Para=ber+dêîg=dît; paradîgma=berdîtin olmaktadir. Kuşkusuz derdimiz paradigmanın bu yönlü incelemesi yapmak değildir. Ama içeriğindeki görme nitiliğinin kürtçedeki en eski “di” kelimesiyle örtüşmesi hayret vericidir. Di, din, teo, teori ve paradigmanın aynı kökten gelmesi de aynı manada heyecan vericidir.

Yazımızın başında dönersek kişi olarak şimdiye kadar okuduğum hiç bir şeyden şu cümle kadar etkilenmedim; “Tavus Meleği, Tanrı’dan başkasına secde etmeyeceğini, çünkü kendisinin ateşten, Adem’in topraktan yaratıldığını söyleyerek secde etmeyi reddeder” Tavus 7000 yıl ağlar denilmektedir. Bu bana biz kürtlerin hikayesini çağrıştırmaktadır. Tavus’un etimolojik anlamı ateş yada güneşin ışığı olup Kürtçe tav kelimesinden gelir. Tavus ve Êzîdlerîn yada başka bîr değişle Kürtlerin gerçekliği ne kadar da tezattır. Belki de Kürtlerin şu anki konumu Tavus’un davranışıyla bağlantılıdır. Böylesine radikal bir din yoktur. 7000 yıllık zaman tespiti Uygarlık zamanı ile eş değerdedir.

Tanrıyı görüp yaşayan tek canlı varlık Êzîdlerîn Tavus kuşu veya Melekê Tavustur. ilginçtir ve araştırılmaya muhtaç bir din olmaktadir. Ateş ile başladik ateş ile bitirelim. Bu kadar ateşten bahseden, bu kadar kendini diri diri yakan, ateş ile bir olan başka bir halk yoktur. Ateşin çocukları da bu manada çok ilginçtir. Tarih tekerrür ediyor ya da 7000 yılının sonuna mı geldik? Bütün kelimeler bizi o tespite doğru götürmektedir.