Bir asırdır insanlığın kadim halklarından olan Kürtlerin üzerinde uygulanan inkar, soykırım ve vahşet bütün insanlığın sorunudur. Varlığı, dili, kültürü, kimliği ve ülkesi tanınmayan Kürtlerin özgürlük mücadelesi özünde insanlığın evrensel sorunundan ziyade devletçi iktidar zihniyetinden kurtuluşun kutsal çözüm iradesi haline gelmiştir. Uluslararası anlaşmalarla Kürdistan parçalandı. Halkı her türlü zorbalığın pençesine atıldı. Bir asırdır Kürdistan’da süren devlet terörünün yaşatmadığı, neden olmadığı gün yüzü görmemiş acılar katmerleşerek sürdü ve sürmektedir. Devlet ve iktidar bu acıların gerçekliği ile mutlaka yüzleşecektir. Çünkü bu acıların soracağı hesapta çekilen acıların büyüklüğüne denk gelişiyor ve gelişmektedir. Kürtler ülkesinde mutlaka özgür ve demokratik yaşamı inşa edecektir. Dünyaya ise acılarında doğurdukları Önder Apo’nun Demokratik Konfederalizm ruhunu muştulayacaktır.

     Evrenin, doğanın ve insanın tabiatına aykırı olan milliyetçilik bu acıların temel nedenidir. Nihayetinde milliyetçiliğin faşist, sermayenin hastalığı olduğu bilinmektedir. Milliyetçilik çağın ve insanlığın en büyük lanetidir. Bunu insanlık Hitler, Musoloni, Franco ve birçok diktatörün deneyiminde yaşadı. Albert Einstein’in de belirttiği gibi; ‘Delilik aynı şeyi tekrar tekrar yapıp farklı sonuçlar beklemektir’. Faşist dindar ve kindar Erdoğan faşisti de tıpkı aynı şeyleri tekrar tekrar deneyen diğer faşistler gibi tarihin çöp sepetine buruşturulup atılmaktan kurtulamayacaktır.     

    Kimsenin doğuşu elinde değildir. İnsanın cinsiyetini, dilini ve rengini seçme şansının olmadığını aklı ve yüreği olan herkes bilir. Bu nedenle milliyetçilik insanlığın aklına ve ahlakına yönelik gelişen en büyük saldırıdır. Devlet-İktidar ise milliyetçiliğin pandora kutusudur. Özünde devletçi iktidar zihniyeti, tanrıları çıkarları olan bir avuç sermaye güruhunun maskesidir.     

    Din, bilim ve felsefe insanı mikro evren olarak tanımlar. Peki, mikro evrende birçok boyutuyla tezahür eden makro evrenin en temel yasası birbiri için yaşamak değil midir? Evrenin bencil ve faşist olmadığı yaşayan her canlının malumudur. Bunu soluduğu havadan, kokusunu aldığı gülden, esintisini hissettiği rüzgardan, beslendiği topraktan, yaşamını sürdürebildiği topluluğundan idrak etmesi zaten doğası gereğidir. İnsan dil, kültür, inanç farklılıkları dışında birbirine benzerdir.

    Kürdistan ülkesinin en büyük parçasında yaşanan Türk devlet terörünün milliyetçi, kirli zihniyeti, insanlığın ve evrenin inkarından öte bir şey değildir. Türk devletinin illegal bir çete yapılanması haline geldiği herkesin bildiği bir hakikattir. Tek adam rejiminin milliyetçiliğine eklediği İŞİD’çi dinci sömürüsü ile HDP belediyelerine yönelik geliştirdiği kayyum saldırısı, zorbalığın resminin çizilmiş halidir. Dünya yaşamından kopan insanların kabir taşlarına yönelik geliştirdiği saldırılar ise damarında insan kanı taşıyan herkesin ibret ile seyrettiği bir tablo olmaktadır. Ölüm orucunda türkülerini söyleme uğruna hayatını inancına katık eden İbrahim Gökçek’in naaşına yönelik yapılan saldırının ise ne gökte ne de yerde yüzü görülmüştür.

    Tek adama biat eden, mitoloji dünyasının başat karakterlerinden Zeus veya Medussa’nın dahi şaşıracağı kimi yaratıklar türedi. Biri; ‘Sitemizde üç beş kişi var. Elli kişiyi öldürürüz’. Bir diğeri; ‘Kadınlarınızı ve çocuklarınızı bizden nasıl koruyacaksınız. Hepinizi fişlemişiz’. Bir başkası ise; ‘12-17 yaşlarında kız çocukları güzel çocuklar doğurur’. Kimi ucube din bezirganlarıda ‘Rüyamda darbe yapıldığını gördüm’ dedi. Bu tip iktidar yalakası yaratıkların fikir, zikir ve eylem dünyaları, doğaları gereği biliniyor ve anlaşılıyor. Türk devlet iktidar medyasının bir günlük zehri dahi bütün insan toplumunda Çernobil etkisi gösterme niteliğine sahiptir. Herhalde yalanın vergisi olmuş olsaydı birkaç dakika dahi bu medya yaşayamayacaktı. Tek adam rejiminin tablosu ve gerçekliği bu kişilerin ve medyasının absürd zihniyetini yansıtmaktadır. Geni çıkara tapan Erdoğan pragmatist zihniyetinin yansımaları denilip, bu kişiler ciddiye alınmayabilir. Alınmaması da insan toplumunun akıl ve ruh sağlığı için gereklidir.

    Ama bu sözleri söyleyene değil söyletene bakmakta fayda vardır. Bu söylenenler İŞİD’in perde arkasındaki lideri olduğu bütün istihbarat örgütlerinin bilgisi dahilinde olan faşist şef Erdoğan zihniyetinin tasavvurudur. Bu zihniyetin insanlığın vicdanında açtığı yara ise; posta yolu ile evladının koli içinde cenazesini dizleri üstünde tutan bir annenin yüreğinde görülür. Türk devletinin koyduğu seçim sandıklarına oy atan HDP’lilerin öfke kıvılcımı saklı bakışlarında anlaşılır. Şehit ve ölümsüz İbrahim Gökçek’in dünya var oldukça yaşayacak şarkılarında dinlenir. Libya’nın ve Suriye’nin çöllerine dökülen barbar, vahşi ve kafa kesen çetelerinin döktüğü kan damlalarında anlaşılır.

    Nihayetinde her acı muhakkak yaratıcısından ve yapıcısından hesap soracaktır. Bu da evrenin ilahi yasası olmaktadır. Türk devlet iktidarını ne Amerika ne de Rusya korumaya yanaşacaktır. Aksine yakın bir süre içinde tıpkı Hitler Almanya’sında görüldüğü gibi Erdoğan faşizmini; ‘Ben yok ettim’ rekabetine girişeceklerini görmek için kahin olmaya gerek yoktur. Bu tam da hegemonik güçlerin yapmak istediğidir. Çünkü dindar ve kindar faşist şef, çocuğu ve beslemesi olduğu bu hegemon güçlerin oyuncağı dahi olamaz. Bu süper güçlerin pragmatist yapılarının kıyısından dahi geçemez. Şişinip, övünerek attığı yalanlarla dünya egemen güçlerinin çarkının dönmediği biliniyor. Ekonomik olarak iflasını nereye kadar gizleyebileceği ise ortada duran bir başka gerçektir.    

    Tarih boyunca zalimler, zulümlerine başkaldıran mazlumları, kendi gerçeklikleri olan kötücül vasıflarıyla karalamıştır. Bu doğalarının gereğidir. Zalimlerin en belirgin karakteristik özelliği gerçekleri çarpıtıp, yalanlarla yaşamaktır. Faşist şef ve tayfası o yalan sarayında devletin zulmünü meşru ve hiç yaşanmamış gibi göstermeye ve görmeye devam etsin. Paraya ibadet eden kalemşörler, Kürt halkının meşru ve haklı direnişini terörize etmeyi sürdürsün. Acılardan nemalanan bu açgözlü yaratıklar, varsın acılardan uzak, zenginlik ve güvenlik içinde konforlu bir hayatı yalanları sayesinde yaşadıklarını sansınlar. Ama unutulmasın ki zalimlerin zulmü ateşleri olmuştur.    

    Milyonların açlıktan kırıldığı bir ülkede sarayda keyif çatarak yaşayan faşist şefi ve tuttukları kalemden dökülen kanla beslenen yalan uzmanlarını, belki de cehennem ateşi bile içine kabul etmekten imtina eder. Cehennem harının da bir edebi olamaz mı? 

Reklamlar