Ayasofya’yı camiye dönüştüren AKP iktidarı, “hilafet” tartışmalarıyla rotasını çizdi. İktidar-din-siyasal İslam ilişkileri üzerine birçok tespiti olan Abdullah Öcalan, AKP iktidarı için “Bunların din anlayışı maskeli bir din anlayışıdır, şeklidir, esasında iman yoktur” belirlemesi yapıyor.

Ayasofya’nın camiye dönüştürülmesinin ardından Albayrak Medya Grubu’na ait Gerçek Hayat adlı derginin kapağına taşıdığı “Hilafet için toparlanın” çağrısı gündeme oturdu. “Hilafet” çağrısı için AKP’li kurmaylar her ne kadar “Rejimle ilgili siyasal kamplaşma üretmek yanlış” açıklamaları yapsalar da AKP-MHP’nin bundan sonraki süreçte nasıl bir yol izleyecekleri ve seçimlere hangi kodlarla gireceğinin de ipuçlarını veriyor.

Birçok söyleşi, kitap ve görüşmelerde iktidar-din-siyasal İslam ilişkilerini derinlemesine değerlendiren Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, 2011 yılındaki bir görüşmesinde AKP iktidarı için, “Bunların din anlayışı maskeli bir din anlayışıdır, şeklidir, usulidir, esasında iman yoktur” belirlemesi yapıyor. Öcalan yine “Din Sorununa Devrimci Yaklaşım” kitabında da egemenlerin-iktidarların İslamiyet’e bakışını gerici ve ikiyüzlü olarak yorumluyor.

‘GERÇEK İSLAM, MEDİNE İSLAM’IDIR’

2011 yılında AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Zerdüştlük” üzerinden Kürt hareketini hedef almasından sonra avukatlarıyla bir görüşme yapan Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan konuyla ilgili kapsamlı bir analiz yapıyor. Kendisi için “Zerdüşt” olduğu yönünde bir takım propagandaların yapıldığını söyleyen Öcalan, konuyu şöyle açıyor: “Bana yönelik Zerdüşt olduğumuz yönünde propagandalar yapılıyor. Buna cevap vermek istiyorum. Sivil cuma namazlarına ilişkin eleştiri yapıyorlar. Bunlara cevap vereceğim. Ben kitaplarımda da belirtmiştim, Zerdüştlüğün birçok din üzerinde etkileri olduğunu söylemiştim. Hz. Muhammed’in cenazesi daha ortadayken ihtilaf başlıyor, ayrışmanın başladığı biliniyor. İktidar yanlısı, saltanat yanlısı İslam ile gerçek İslam-Medine İslam’ı arasında ayrışmalar, çatışmalar başlıyor. Daha Hz. Muhammed’in cenazesi yerdeyken, kendini çok iyi gizleyen saltanat yanlısı Emevi anlayışı ile başını Hz. Ali’nin çektiği dürüst Müslümanlar arasında kavgalar başlıyor. Bu dönemde Emevi anlayışı kendisini çok iyi gizler. Hz. Muhammed’in çok sevdiği torunlarını, Hz. Hüseyin’i çok vahşi bir şekilde katlettiler. O günden bu yana iktidar İslam’ı ile gerçek İslam arasında süregelen bir çatışma var. Bugünkü iktidar da iktidar İslam’ı geleneğinden geliyor. Gerçek İslam, Medine İslam’ıdır. Medine Sözleşmesi diyoruz buna. Medine Sözleşmesi, Medine’de yaşayan tüm toplulukların, toplum birimlerinin üzerinde anlaştığı bir toplumsal sözleşmedir.”

KAPİTALİZMİN ÜRETTİĞİ İSLAM ANLAYIŞI

Öcalan, devamla kendileri hakkında bu propagandayı yapanları “Amerika’nın 70’lerde ortaya attığı Yeşil Kuşak projesinin ürünü” olarak değerlendirerek, şöyle devam ediyor: “Radikal İslamcılık -El-Kaide gibi- Amerika’nın ortaya çıkardığı bir projedir. El-Kaide’nin başına da oyun getirdiler. El-Kaide liderinin öldürülmesi ya da öldürülme süsü verilmesi, cenazesinin bulunmaması bütün bunlar aslında bu oyunun parçasıdır. Bahsettiğim gibi Yeşil Kuşak projesinin ürünü. Ladin’in öldürülüp-öldürülmediği de belli değil. Radikal İslamcılık, ılımlı İslamcılık, ikisi de ABD’nin ürettiği, ortaya attığı İslam anlayışıdır. Bugünkü iktidar da Amerika’nın 1980’lerden itibaren Türkiye’ye dayattığı ılımlı İslam anlayışının ürünüdür. 12 Eylül darbesiyle Türkiye’ye ‘Laik ulusalcılık yerine, milliyetçi İslamcı anlayışı koy’ denildi. Ilımlı İslam bir proje olarak Türkiye’ye dayatıldı. Bugünkü iktidarın İslam anlayışı ABD’nin, kapitalizmin ürettiği İslam anlayışıdır. 12 Eylül’den sonra ortaya çıkan İslam anlayışında ABD’ye karşı olan unsurlar, gruplar vardı. Bu nedenle Refah’ı, Saadet’i tasfiye ederek, içinden bugünkü iktidarı devşirdiler.”

MASKELİ DİN ANLAŞI

AKP iktidarının ABD kapitalizmiyle tam bir uyum içerisinde olduğunu belirten Öcalan, AKP’nin din anlayışı için şunları kaydediyor: “İktidar İslam’ı, Saltanat İslam’ı anlayışını temsil etmektedir. Dinden imandan da yoksundur, din imanla hiçbir alakaları yoktur. Bunların din anlayışı maskeli bir din anlayışıdır, şeklidir, usulidir, esasında iman yoktur. Esasında iman olmadığı için, gerçek dini temsil etmediği için de aslında İslam’ın özünün de inkarıdır, reddidir. İmanla alakaları yok, ibadetleri de sahtedir. Benim İslam’a getirdiğim yorumlardan AKP iktidarı son derece rahatsızlık duymaktadır. Halkımız bunların din anlayışını iyi anlamalıdır. Uyanık olmalı ve bu oyunlara gelmemelidir. Bunların gerçek dinle alakaları yoktur. Benim halkımıza söylediğim şudur: İktidar İslam’ı, Saltanat İslam’ından uzak durup, gerçek İslam’ı yaşamaları, özümsemeleri gerekir. Bunun dışındaki sahte İslam anlayışlarına itibar etmemeleri gerekir. İslam’ın özüne uygun olarak kendi camilerini, ibadethanelerini mahallelerde, her yerde kurmaları gerekir. Kendi camilerini, cemaatlerini İslam’ın özüne uygun olarak kurmaları, yaşamaları ve bu şekilde örgütlenmeleri gerekir.”

İSLAM’A BAKIŞLARI İKİYÜZLÜ

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan “Din Sorununa Devrimci Yaklaşım” kitabında da egemenlerin-iktidarların İslamiyet’e bakışını gerici ve ikiyüzlü olarak yorumluyor. “Bunlar İslam’ın önderliğini ele geçirdiklerinde İslam’ın en sağcı, en ganimetçi, en gaddar özelliklerini esas alıyorlar” diyen Öcalan, şöyle devam ediyor: “Bu ne demektir? İslam’ın gerçek devrimcileştirici, uygarlaştırıcı yönüne karşı, en sağcı, gerici, katliamcı özelliklerini esas alıyorlar. Türk egemen sınıfının Türk feodalitesinin oluşması bu anlamda gericidir. İslam uygarlığının özüne bile karşıdır. Yani sahte İslamcıdır; İslam’ın özünü geriletmekte, baskı altına almaktadır. İslamiyet’in gerçekten en sahte kavimi, en sahte bir temsilcisidir. Belirttiğimiz gibi, ganimet için, siyasal güç olmak için, feodal, melik, sultan olmak için İslamiyet’i kabul ediyor ve bir de bunu en geri, en sağ, en bastırmacı özellikleriyle gerçekleştiriyorlar. Burada ilericilik ve devrimcilik aranmaz. İşte Türklüğün İslam tarihindeki yeri ve rolü budur ve kesinlikle olumsuz yanı egemendir. Bunu Abbasi İmparatorluğu’nun yıkılışında, İran’daki devletlerin yıkılmasında görmek mümkündür. Anadolu’da yürütülen İslam istilasında görmek mümkündür.”

İSLAMİ FEODAL UYGARLIĞIN GERİLEMESİ

İslam’ın gerilemeye girdiği dönemlerde devreye giren Türk kavimlerinin İslam uygarlığına bir katkısının olmadığını anlatan Öcalan, şunları vurguluyor: “(…) Bunlar o dönem tamamen gasp ve çapul peşinde koşmuşlardır. Bu nedenle uygarlığa herhangi bir katkıları olmamıştır. Elbette yaptıkları bir şeyler vardır ama bu ilerleme anlamında, aşama anlamında değildir. Tamamen fetih peşinde koşan, bir de buna muhtaç olan çok sayıda boy vardır. Bu boylara sürekli yeni topraklar gereklidir. Bu, yeni toprakların gasbı için kendini sıkı sıkıya görevli hissetmelerine yol açmaktadır. Dolayısıyla İslami feodal uygarlığın gerileme aşamasına denk gelen bu aşama daha çok da Osmanlı İmparatorluğu’nun gerçeğinde görülen, onun İstanbul’u fethiyle birlikte dönemin en güçlü imparatorluğu haline gelmesi ve bu temelde tutuculuğunun daha da artmasıdır. Bu dönemde kapitalizmin yeni bir üretim biçimi olarak gelişmesi, kapitalizme göre feodalizmin geriliği temsil etmesi, kapitalist ideolojiye, burjuva ideolojisine göre artık dinsel yönü ağır basan ideolojilerin tutuculaşması, hele bunların en olumsuz özelliklerinin daha da açığa çıkması, Türk Osmanlı İmparatorluğu’nu dönemin tutucu, muhafazakâr ve uygarlığı fazla geliştirmeyen merkezi otoritesi haline getirir. Dolayısıyla bu dönemde imparatorluğun halklar üzerindeki egemenliği, onların gerilemesine yol açmıştır. Tarihi açıdan da artık feodal uygarlık ilerleme dönemini doldurmuştur.”

İSLAM GÖRÜNÜMLÜ İSLAM KARŞITI

İktidarların NATO’ya yanaşarak, Batı’nın ideolojik egemenliğine sığınarak, çoktan İslamiyet’i terk edip onu daha çok halk yığınlarını uyuşturmada kullandığına dikkat çeken Öcalan, şu belirlemede bulunuyor: “Özünde İslam’a karşıdır, ama halk yığınları Müslüman olduğu için Müslümanlığı onları uyutmada bir araç olarak kullanmaktadır. (…) 12 Eylül faşizminin, İslamiyet’i, Osmanlı İmparatorluğu’nun yüz yıllardan beri onu gerici sağ ve dogmatik bir biçimde kullanması yetmiyormuş gibi, daha da içinden çıkılmaz bir biçimde ve aynı zamanda arkasına devletin istihbarat güçlerini de vererek utanmaz bir biçimde ve son derece ikiyüzlüce kullanması söz konusudur. Diğer yandan, Batı’nın da en gerici, en şoven emperyalist kesimleri ile daha dün Hitler’le dostluk ilişkisinde olduğu gibi, bugün onun ardılları ile de ilişkisini sürdürmektedir. Başta ABD emperyalizmi olmak üzere, bunlar kapitalizmin en tutucu-muhafazakâr rejimleridir, devletleridir, imparatorluğudur. İşte tüm bu güçlerle 1950’lerden sonra ittifaka girer. Girdiği ittifak ilişkilerini Ortadoğu halklarına, İslam halklarına ve sosyalist halklara karşı kullanır. Emperyalizm onu bunun için kullanır. İslami görünüm altında İslam’a karşıt olarak kullanır.”

MA