Doğan ÇETİN

‘Pençe-Kartal Operasyonu’ adıyla duyurulan hava operasyonlarıyla Şengal, Mexmûr ve Medya Savunma Alanları’nı hedefleyen Türkiye, 17 Haziran’da yeni bir saldırı başlattı. Öncelikli hedefi de Heftenîn.

Bu saldırılar ilk değil, Xakurkê’ye bağlı Lêlikan alanlarında devam eden ve sınırı boyunca kesintisiz yürütülen saldırı dalgasının devamı niteliğinde. Heftenîn, zaten birkaç yıldır Türkiye’nin çeşitli düzeylerde gelişen operasyonlarının hedefi olmuş, saldırılar ve çatışmalar sık sık yaşanmıştı. Medya Savunma Alanları’na bir süredir geliştirilen bu saldırıların Xabur’dan Kandil’e kadar Türkiye-Irak, İran-Irak resmi sınırını içine alan bir bölgeyi içerdiğini bizzat Türk yetkilileri açıklamıştı. Büyük resmin görünen en yüzeysel özeti buydu.

Yeni bir aşama

Heftenîn’e yönelik gelişen kara harekatıyla bu saldırılar yeni bir aşamaya getirilmek istendi. Bu saldırıların basit bir askeri operasyondan öteye yeni bir döneme giriş yapıldığının işareti olduğunu ise Stêrk TV’ye konuşan Halk Savunma Merkez Karargah Komutanı Murat Karayılan’ın açıklamalarıyla öğrenilmiş oldu. Bu açıklamalar oldukça önemliydi. Karayılan, değerlendirmelerinde yeni bir konseptin Heftenîn’e yönelik gelişen kara harekatıyla başladığını belirtti. Bu konseptin Kürt halkının tümüne ve statüsüne yönelik bir saldırı planı olduğunu dile getiren Karayılan, “Gizli stratejileri ‘Misak-ı Milli’nin işgal edilmesidir. Güney Kürdistan siyasetini baskı altına almak, Kürt güçlerini birbirine karşı kullanmak; Rojava ile Güney’i, Güney ile Kuzey’i karşı karşıya getirip birliğin oluşmasını engellemek istiyor. Kendi deyimleriyle 35-40 kilometre genişliğinde bir tampon bölge oluşturmak istiyorlar. Heftenîn operasyonu bunun, bir stratejinin başlangıcıdır” diyerek dikkatleri Heftenîn’e çekti.

‘Misak-i Milli’ hedefi

Heftenîn operasyonu, Karayılan’ın açıklamaları ve Rojava’da yaşanan gelişmeler ışığında ele alındığında, Kürt statüsünün ve Kürt kazanımlarının temel garantörü olarak Kürt Özgürlük Hareketi’nin hedefte olduğu açık. Operasyon, tam da Rojava’da gelişen ulusal birlik arayışlarının hemen ardından uygulamaya konuldu. Rojava’da ortaya çıkan Kürt kazanımlarını hedefine koyan; en son Serêkaniyê ve Girê Spî işgal girişimiyle soykırımcı bir imha saldırısı başlatan Türkiye, buralarda bölgesel denklemin yarattığı boşluklardan faydalanarak belli sonuçlar elde etmişti. Bu alanlarda geliştirdiği demografik planlamalarla bu işgal stratejini uzun soluklu bir ‘Misak-i Milli’ hedefine oturttu. Türkiye’nin bu saldırı ve planını Rojava’da derinleştirip yaymak istediği ise kuşku götürmez bir gerçek. Bunun için doğru konjonktür arayışında olan Türkiye, bu süreçte boş durmamayı tercih etti. Bu stratejinin diğer önemli bir parçası olarak Kürt Özgürlük Hareketi’ne ve onun gerilla güçlerine yönelik Güney Kürdistan’ın işgalini de öngören yeni hamlesini devreye koydu.

‘Tampon Bölge’ kılıfı

Bu işgal planlamasında Türkiye’nin karşısında Esat yönetimindeki Suriye rejimi yok. Irak var. Irak yönetimi ve ülkesiyle birlikte Suriye gibi meşruiyetini yitirmiş, bölünüp parçalanmış, güçten düşmüş değil. Ayrıca istikrarı hem bölgesel hem de uluslararası güçler için oldukça önemli bir ülke olan Irak, Suriye’de olduğu gibi her türden gücün elini kolunu sallayarak girip çıkabileceği bir ülke değil. Bu yüzden saldırılar ‘Tampon Bölge’ formülüyle biçimlendirildi. İlhamını, Rojava’da başta ABD ve Rusya olmak üzere birçok gücün oluruyla oluşturulan ‘Güvenli Bölge’ fikrinden alan bu plan, Irak için de onaylandı. Türkiye, bu operasyona ABD, Avrupa, Rusya, İran, Irak, KDP ve YNK’den onay alarak başlamış oldu. Şimdi Türkiye başarabilirse gerilla alanları olarak bilinen ve aslında Tüm Güney Kürdistan’ın savunmasında rol oynayan bu bölgeler Türkiye’nin denetiminde bir askeri işgal alanına dönüştürülecek. Bu bölgeler zamanla demografik bir planlama temelinde Suriye’den Türkiye’ye taşırılmış DAİŞ artığı çetelerle doldurulup Güney Kürdistan’ı bu güçlerle teslim almış olacak. Öyle ya da böyle Türkiye, ilhak ettiği bu bölgelerde bir demografik planlamayla Güney Kürdistan üzerinde kendi ileri karakollarını bu kontra güçlerle oluşturup, bu işgali de ‘Misak-i Milli’ planına eklemleyecek. Medya Savunma Alanları işgal altına alınabilirse ardından Hewlêr, Dihok, Süleymaniye ve Kerkük’ün işgali için savaş tamtamları çalmaya başlayacak.

Türkiye, bunu beceremezse bile en kötü ihtimalle gerilla bölgelerini bu yaygarayla oluşturacağı askeri siyasi tehdit ortamında tıpkı Rojava’da olduğu gibi uluslararası güçlerle antlaşma temelinde bir ortak alana dönüştürüp gerilla güçlerinin buradan çıkarılması işini bu güçlerin üzerine atmayı hedefleyip, PKK’yi bölgesel ve uluslararası güçlerle karşı karşıya getirmek isteyecek.

Neden Heftenin?

İşte tüm bunlara bakıldığında Heftenîn operasyonu, gerçekten yeni bir dönemin başlangıcı niteliğinde. Peki ama neden Heftenîn?

Heftenîn, coğrafik olarak Türk ordusunun hedeflediği Türkiye-Irak resmi sınırının en batısı ve Rojava topraklarının uzantısı konumunda. En doğuda Xakurkê-Lêlikan alanlarına yönelik başlayan işgal saldırılarının en batıdaki ikinci kolu olarak rol oynayacak bir konumda duruyor. Kuşatılmak istenen bir alanın sağı ve solu, başlangıç ve bitiş kapısı gibi. Rojava’ya yönelik saldırılarda olduğu gibi buralarda da Türkiye tüm sınırı karşısına almak yerine stratejik bölgelerden içlere bir kol biçiminde uzanıp ‘Yarma-Kesme’ operasyon tarzını sürdürüyor. Kuzey Kürdistan’daki gerilla alanlarının kalbi olan Botan’ın arka bahçesi ve uzantısı olan bu alan, Güney ve Kuzey bağlantısı açısından da Türkiye için önemseniyor. Heftenîn alanı, işgal edilebilirse Rojava ve Güney Kürdistan arasına hakim olunmakla kalınmıyor, Rojava-Güney Kürdistan sınırı boyunca Şengal ve Musul’a kadar uzanan koridorun başı tutulmuş oluyor.

Gerilla Heftenîn’den sökülemedi

PKK’nin mücadele tarihinde Heftenîn, gerilla güçlerinin ilk yerleştiği alanlardan biri. PKK tarihi açısından oldukça önemli konferans ve 5. Kongre gibi önemli çalışmalara da mekan olmuş. Ayrıca yine bir çok sınır ötesi operasyonun hedefinde yeralmış olan Heftenîn, tüm bu operasyonlarda Türk ordusunun önemli darbeler yediği bölgelerden biri. 95’teki en kapsamlı ve en iddialı ‘Çelik Operasyonu’ da burada, bugün saldırının hedefi olan tepe ve vadilerde, günümüzün Halk Savunma Merkez Karargah Komutanı olan Murat Karayılan’ın koordine ettiği gerilla savaşıyla darbelenmiş. Yine PKK’nin gerilla atılımının öncüsü Komutan Agit’in (Mahsum Korkmaz) bilinen en önemli askeri eylemleri de bu mekanda gelişmiş. Çeşitli yıllarda Türkiye ve NATO desteğindeki KDP ile de savaşan PKK, bu topraklardan sökülememiş, bu alanlarda etkisizleştirilememiş.

Fiilli ‘Tampon Bölge’

Hêzil ve Xabûr suyu arasında yeralan Heftenîn, 270 km’lik Türkiye-Irak resmi sınırının yaklaşık olarak 62 kilometresini oluşturuyor. Bu sınır, aynı zamanda Şırnak’ın Uludere ilçesinin Irak ile olan sınırları. Heftenîn bölgesi kuzeyinde sıralanmış ve Türk ordusu tarafından tahkim edilip üstlenilmiş dağlar ve tepelerle zaten bir ‘Tampon Bölge’nin güneyinde yeralıyor. 1997’de KDP ve Türkiye arasında yapılan bir antlaşmayla Medya Savunma Alanları’nın hemen hemen birçok bölgesine karakol ve üsler kuran Türkiye, aynı yıl Heftenîn’in kuzeyinde inşa ettiği karakol ve tepelerle bu bölgeye karşı da konumlanmış. Yüksek tepelerin Türkiye resmi sınırları dışında olduğu, bu sebeple Türkiye topraklarından bu bölgelere karşı savunma yapılamayacağı gerekçesiyle sınırları dışında bulunan ‘Tampon Bölge’de bir çok tepeye böylelikle askeri üsler kurmuş. Bu üsler ve tepeler, Heftenîn’in batısından doğusuna doğru Spindarok, Radar, Şivan, Çete, Deriyê Davetiyê, Şehit Kendal, Meymûn, Sînek ve Yekmalê tepeleri gibi önemli merkezi tepeler. Bunların yanı sıra Şırnak Uludere’de PKK’ye karşı savaşan çeşitli korucuların da üstlendiği küçük çaplı onlarca tepe ve mevzi bulunuyor. Tüm üsler ve tepeler arasında yollar, bağlantı noktaları kurulmuş olan bu askeri konumlanma, Heftenîn’in doğusunda yeralan Metina eyaletine doğru Elemun, Sivri, Aruşe, Kure Şino, Sutune karakol ve tepeleri biçiminde devam ediyor. Bu üstlenmelerin neredeyse tamamı ‘Tampon Bölge’de ya da Güney Kürdistan’da bulunuyor.

Peki Türkiye onlarca karakol ve tahkim edilmiş tepe ve yüzlerce mevziyle ’97 yılında oluşan bir tampon bölge varken neden yeni bir tampon bölgeye ihtiyaç duyuyor? Yeni tampon bölge planının bir güvenlik ihtiyacının ötesinde yeni bir işgal planı olduğu böylelikle daha açık ve seçik anlaşılıyor.

Önemli darbeler aldı

Heftenîn saldırısı, büyük bir gürültüyle 17 Haziran’da başladı. Belli ki çok kısa süre içerisinde ‘kaplan’ın pençesi ile Heftenîn’e ağır bir darbe indirileceği umut edildi. Operasyonun 2. haftasına girmişken bunca yaygaraya değecek bir ilerleme katedilemedi. HPG’nin açıkladığı resmi rakamlara göre net tespit edilebilen Türk ordusunun kaybı önceki gün itibarıyla 60’ın üzerinde. Bir çok etkili eylemin ise sonuçları netleştirilemediği için bilançoya yansıtılamadığı belirtiliyor. Yaşanan çatışmalarda çok sayıda Kobra tipi helikopterin de darbelendiği açıklamalara yansıdı. Yine Medya Savunma Alanları’ndaki gerilla kaynaklarından aldığım bilgilere göre; maliyeti çok yüksek ve tekniğe dayalı bir operasyonun yürütüldüğünü, bugüne kadar gelişen operasyonlara nazaran çok daha yoğun keşif, uçak, obüs, havan, Kobra saldırısının gerçekleştiği vurgulanıyor. Tüm bunlara rağmen HPG’nin açıkladığı resmi açıklamalara göre gerilla kaybı dört. Yani umulanın aksine Heftenîn’de gerilla Türk ordusuna ve onun savaş güçlerine önemli darbeler vurmuş durumda.

Mazlum, Agit, Amara, Mervan…

Şehit Sipan Tepesi, Şehit Berivan-Dupişk Tepesi ile Perax-Qesrok Tepesi olmak üzere üç bölgede çatışmalar var. Yine Xantur ve Geliye Pisaxa’nın da kuşatmaya alınmak istendiği, yoğun teknik ile vurulduğu belirtiliyor. Bu tepelere indirme yapan Türk güçlerine yönelik üst üste gerilla eylemleri gerçekleşti. Çatışmalar ise sürüyor.    

Görüştüğüm gerilla kaynakları önemli bir moral üstünlük sağlandığını, inisiyatifin gerillada olduğunu da belirtiyor. Heftenin arazisine yayılmış, iyi eğitimli, inisiyatifli gerilla birimlerinin çok yaratıcı ve etkili eylemler yaptığına dikkat çekiliyor. Özellikle operasyonun ilk günlerinde gösterdikleri kahramanca direniş ile tüm Heftenîn alanında çok büyük bir etki yaratan Mazlum ve Agit isimli gerillalar, yine birkaç gün sonra şehit düşen Mervan ve Amara isimli HPG’lilerin gösterdiği direniş de büyük bir öfke ve motivasyon yaratmış durumda.

Sivillerin hedef alınması

Gerillalara göre; sivil köylüleri hedef alan hava saldırıları da bir plan dahilinde yürütülüyor. Gerilla alanlarından oldukça uzak bölgeler bile vuruluyor, Güneyli güçler de köylülere terk etmeleri telkininde bulunuyor. Böylelikle oluşturulacak ‘Tampon Bölge’nin insansızlaştırılması amaçlanıyor.

Türkiye başarabilirse

Türkiye, gerillanın çetin ve kahramanca direnişini aşıp sonuç alabilirse bu işgal, soykırım ve talan, tüm Kürdistan’ı içine alıp Lozan’a benzer karanlık bir çağın kapılarını aralayabilir. Eğer Heftenîn direnişi ile Kürt birliğinin de gücüne dayanılıp ulusal birlik ve direnişte ısrarla her cepheden Türk faşizmi darbelenirse başka bir sürecin ışıkları da görülebilir. ‘ZAP etkisi’ gibi bir ‘Heftenîn etkisi’… Neden olmasın?

Reklamlar