Amed PİRAN

AKP-MHP özel savaş rejimi 15 Haziran’da başlattığı hava saldırısını 17 Haziran’da Haftanin’e karadan girerek işgalini derinleştirmek istiyor. Tüm teknik ve istihbarat imkanlarına rağmen şu ana kadar Haftanin’de bir adım ilerleyemedi, gerilla karşısında üstünlük sağlayamadı. Aksine Gerilla, Türk Devleti’ne 100’ün üzerinde kayıp verdirerek büyük bir hezimet yaşattırdı. Burada istediği sonucu alamayan özel savaş rejimi Rojava ve Süleymaniye’de sivil halka saldırarak soykırımcı yüzünü bir kez daha gösterdi. Hemen akabinde ise Bakur halkının iradesi olan DTK’ya soykırım operasyonu düzenledi. Rojava sınırı dahil olmak üzere, Bakur-Başur sınırına ciddi askeri yığınak yapmış durumda. Aynı şekilde Libya’ya çeteleri sevk ediyor, İdlip’te her an var olan çatışmalar bir üst perdeye taşınabilir.

Peki, özel savaş rejiminin geliştirdiği bu saldırıların amacı ve hedefi ne?

Birincisi, AKP-MHP faşizmi 3. dünya savaşıyla birlikte Ortadoğu’da yaşanan çözülme ve boşlukların artmasıyla birlikte Güney Kürdistan ve Suriye’den başlayarak, Libya’ya uzanan bir işgal harekatı başlattılar. Osmanlı’nın yayılmacı ve işgalci hayallerini yaşanan bu boşluklardan da yararlanarak tekrardan canlandırmak istemektedirler. DAİŞ’i bu amaçlarını gerçekleştirmek için Truva atı olarak kullanmaktalar. Amaç tüm bunlar olurken, ilk olarak hedefe koydukları ise Kürdistan coğrafyası olmaktadır. Rojava’ya bu kadar saldırmalarının, Güney Kürdistan’da bu kadar üs kurmalarının amacı bu.  Son Heftanin işgal saldırısı da bu amacın önemli bir parçası olduğu belirtilebilir.

İkincisi, elbette ki, AKP-MHP faşizminin içeride yaşadığı itibar kaybını dışarıda kazanımlara dönüştürerek iktidarını sürdürme çabasıdır.  Çünkü iktidar büyük erime içinde. Dini istismar ede ede kimse artık onlara inanmamakta. Diyanet işleri bakanlığı en büyük sorun haline geldi. Ekonomi de ise baş aşağı gidiş durdurulamıyor. İşsizlik ve yoksulluk aldı başını gidiyor. Sağlık ve sosyal politikaları çöktü. Polis ve bekçi şiddeti, yargı kararları adalete olan güveni tüketti.

En önemlisi de AKP-MHP’ye yakın kesimlerin her geçen gün daha fazla palazlanması, rüşvet ve yolsuzlukların artmasıdır. Çeteleşmenin itibar gören bir müessese haline getirilmesidir. Bütün bunlar AKP-MHP’den kurtulmak için fazlasıyla neden oluşturuyor. Bu yönüyle ellerinde kala kala milliyetçilik kaldı. Milliyetçi ve ırkçı siyaseti palazlandırarak yayılmacı, işgalci Osmanlı hayallerini yeniden canlandırmak istemektedirler. Bu hayalin önündeki en büyük engel ise Kürt Özgürlük Hareketi öncülüğünde mücadele yürüten Kürtler. Dolayısıyla Kürt siyasetçilerine, kurumlarına, halkına bu kadar saldırmalarının nedeni bu.

Üçüncüsü ise AKP-MHP faşizminin Türkiye halklarını susturmak için gerçekleştirdiği tüm saldırılara rağmen öncülüğünü Kürtlerin yaptığı direniş ve mücadelenin geri adım atmaması, susmaması ve sürekli bir büyüme trendi içine girmesidir. Türkiye’nin demokratikleşmesinde öncü rol oynamasıdır. Kürt halkının kendi ulusal birliğinde ısrar etmesi kadar, Türkiye halkları ve Ortadoğu halklarının demokratik özgürlükçü temelde birleşmesinde olan kararlılığı AKP-MHP faşizmini önemli oranda frenlemiştir. Bu yönüyle yeni Osmanlıcılık hayalleriyle Türkiye halklarının geleceğini karartmak isteyen bu faşist zihniyet 20. Yüz yılda Ermeni halkına karşı başlattığı soykırım saldırısını 21. Yüzyılda Kürt halkına karşı sürdürme amacının önüne geçilmiştir. Dolayısıyla Heftanin işgali AKP-MHP faşizminin Kürt halkına karşı soykırımdaki ısrarın bir sonucudur.

Dördüncü bir madde olarak da Kürt Özgürlük Hareketi’nin başlattığı intikam hamlesini engellemeye dönüktür. Dikkat edilirse son dönemde dağda ve şehirde gerillanın vurduğu darbeler ve özellikle de devrimci halk savaşı kapsamında HDBH ve YPS milislerinin şehir eylemleri Çok ciddi etki yaratmaktadır. Yandaş medya bu eylemleri görmese de yarattığı etki sanıldığından çok fazla. Bu eylemler demokrasi güçlerinin önünü açarken, AKP-MHP’nin ihaleleriyle palazlanan fabrika sahiplerini önemli oranda krize soktuğunu belirtmekte yarar var.

Son olarak Güney Kürdistan’daki gelişmelere tekrar dönersek. Kimi uluslararası güçlerin ve KDP’nin olurunu alarak hava ve kara harekatı başlatan AKP-MHP faşizmi, gerillanın ve Kürt halkının ulusal duruşu karşısında şaşkına dönmüş durumda. Gerillanın büyük moral veren direnişi ve halkın işgale karşı duruşu karşısında kimse bu operasyonu açıktan sahiplenemediğini belirtmekte yarar var.

Arap Birliği operasyonu kınadı ve bir an önce askerlerin çekilmesini istedi. YNK ise Irak merkezi hükümeti nezdinde girişimlerde bulunarak Türkiye’nin işgalinden dolayı yaptırım istedi. Irak merkezi hükümeti dışişleri nezdinde iki kez açıklamada bulundu ve Türkiye’ye nota verdi. Irak Cumhurbaşkanı Behrem Salih ise yaptığı açıklamada, operasyonun hukuksuz olduğunu dile getirdi. Bölgesel hükümet gibi Peşmerge Bakanlığı da sıkıntılı bir kınama yapsa da KDP’den parti olarak halen bir açıklama gelmedi. Aksine KDP’nin Rojava ve Süleymaniye katliamlarının ardından kendisine bağlı Roj peşmergeleri ve Zeravani güçlerini Şeladize ve Bamerni’deki MİT ve askeri üslerini korumak için gönderdiği bilgisi dolaştı.  

Tüm bu açıklamalarda en dikkat çekeni ise eski Dışişleri Bakanı Hoşyar Zebari ve YNK yürütme kurulu üyesi Şanaz İbrahim Ehmed’ten geldi. Zebari, sosyal medya hesabından Türkiye’nin operasyonlarını endişe verici olduğunu, askeri operasyonların jeopolitik gelecek açısından tehlikeli olduğuna dikkat çekerken; “Türkiye siyasi yöneticilerinin yaptıkları açıklamalar ile tarihi Musul dosyasının yeniden hayata geçirilme talepleri nedeniyle tehlikeli bir hale geçiş yaptığına” değindi. Bütün bu yaşananlara isyan niteliğinde olan Şanaz İbrahim Ehmed’in Rojnews’e yaptığı açıklamada, “Ya kurumlarımızı kapatarak evlerimize gidelim ya da ulusal bir cephe içinde ulusal birliğimizi kuralım” demesi oldu.

Hava ve kara perasyonlarına yönelik dört parça Kürdistan’da Kürtlerin ayağa kalkması ve operasyonları protesto etmesi bir gerçeği net olarak açığa çıkardı. Türk devletinin ısrarla Kürtlere karşı değil, PKK’ye yönelik bir operasyon olduğu söylemine kimse artık inanmamakta. Bütün bir Kürdistan’ı kuşatma ve işgal etmeyi esas aldığını ve bunun karşısında Kürtlerin birlik olmaktan başka bir şansının olmadığı ortaya çıktı. Şu an bu işgalin karşısında sadece HPG gerillaları mücadele etmektedir. Dolayısıyla Kürt siyasi partilerin olumlu açıklamaları elbette Kürt halkı nezdinde önem ve değer atfetmekte. Bunun başta Heftanin olmak üzere Güney Kürdistan’da Türk işgaline karşı direnen gerillaya büyük güç katacağı açık. Ancak Kürt halkının genel talebi tam da böylesi bir süreçte ulusal birlik çalışmalarını başlatmasıdır. PYD ve ENKS’nin Rojava’da bir araya gelmesi karşısında Türk Dış işlerinin tehditkar açıklamalarını düşünüldüğünde bu süreçte birliğinin ne kadar önemli olduğu daha da anlaşılır olacaktır. Unutmayalım ki, Kürtler kendi aralarında birleşmediğinde sömürgeciler kendi aralarında ne kadar çelişki olursa olsun söz konusu Kürdistan olduğunda birleşebiliyorlar. Referandumda da ve son saldırıda bu çok net görüldü. Türk ordusu Bakur, Başur ve Rojava’da saldırıya geçerken, İran ise Rojhilat’ta saldırıya geçti. Dolayısıyla PKK’nin kaybetmesi KDP ya da bir başka partiye hiçbir şey kazandırmayacak. Kürdistan’ın parçalanması, her parçanın diğerine karşı kullanılması özellikle Türk sömürgeciliğin tarihten bu yana kullana geldiği bir siyaset tarzı. Sonuç olarak her şeye rağmen Heftanin operasyonunda gerillalar önemli başarılar elde etti. Askeri otoriteler Türk ordusunun kazanma şansının olmadığını söylemekteler. Bu kaybediş bir domino etkisi gösterir mi bilinmez ama içerde ve dışarıda bu kadar itibar kaybetmiş işgalci ve soykırımcı AKP-MHP faşizminin çöküşü olacağı şimdiden söylenebilir.

Reklamlar